|
Bilindiği gibi panik atak tüm dünyada giderek artan bir önemi ve dikkati üzerinde toplamaktadır. Bu önemi hak etmesinin birinci nedeni, giderek yaygınlaşması, toplum sağlığını tehdit eder boyuta ulaşmasıdır. Yakın zamanda yapılan bir araştırma sonucuna göre ABD de her beş kişiden birinin panik atak geçirdiği belirlenmiştir. Ülkemizde de her yüz kişiden 4′nün tedavi gerektirecek düzeyde panik atak problemiyle karşı karşıya olduğu sanılmaktadır. Her yüz kişiden 10′ u da panik atak için sırada beklemektedir. Hastalığı önemli kılan en önemli etken budur. Diğeri de sanıldığı gibi kolay tedavi edilemediğinin, beklenmedik zamanlarda tekrar ortaya çıkabildiğinin anlaşılmasıdır. Panik atak fiziksel belirtilerle seyreden bir psikolojik sendrom olarak basitçe tarif edilebilir. Ancak hastaların da söylediği gibi yaşananlar hiçte basit değildir. Kimilerine göre hissedilenlerin tarifi mümkün değildir. Bu fiziksel belirtiler alelade değildir. Çok şiddetli ve sarsıcı olarak yaşanır. Örneğin çok şiddetli bir kalp atımı, sanki kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi, buna eşlik eden beyninde uğultu, basınç, sanki tansiyonu çok yükselmiş gibi bir his. Bu arada düşüncelerde bulanıklaşma giderek benliği saran ölüm korkusu ve -sonum geldi- düşünceleri ile bazen nefes düzensizliği ile başlar, nöbet şiddetlenir, dilinizin boğazınıza kaçtığını düşünür nefes alamaz (aslında alırsınız) hale gelir. Bayılma hissi acil yardım arama ve yine ölüm korkusu hissedebilirsiniz. Fiziksel belirtiler çok çeşitli olabilir. Belirtiler çoğu kez korkulan bir hastalığın taklididir. Kalp krizi, tansiyon yükselmesi, beyin kanaması ya da felç geçiriyor olma gibi. Ama gerçekte bunların hiçbiri olmuyordur. Üstelik bu belirtiler yukarıdaki hastalıkların herhangi birini yaşıyor olsanız bu kadar kuvvetli ve korkutucu olamaz. Bu noktadan bakınca panik atak aslında uyanıkken görülen bir kabusa benzer. Örneğin kalp krizi geçirdiği kabusu gibi ve hastalar bir kabustaki gibi çaresizdirler. Hastaları bu yaşadıklarının gerçekte olmadığına inandırmak pek güçtür. O yüzden başlangıçta psikiyatrik tedaviye pek yanaşmazlar. Bir dönemi acil servislerde ya da kardiyoloji servislerinde çare arayarak geçirebilirler. Panik atağı tanımak, kabullenmek ve tedavisine başlamak ilk ve önemli adımdır. Ama tedavi bununla bitmez. Bu belirtilerin psikolojik olduğu kabul edilse bile, her gelişi korkutmaya devam edebilir. Bu nöbetler ya da ataklar gelmeye devam ettikçe, hastalarda iki temel belirti daha ortaya çıkar. Bunlardan birincisi beklenti anksiyetesi denen bu atakların tekrarlayacağı korkusudur. Hastaların beyni ‘ya bunu tekrar geçirirsem’ korkusuyla çok fazla meşgul olabilir. Bu durum hastayı depresyona sürükleyebilir. İkinci temel belirti de kaçınmalardır. Bu nöbetler yaşandıkça kişi bazı ortam ve durumlarda bulunmaktan kaçınır. Örneğin çarpıntısı olacağı korkusuyla spor yapmaktan, havasız kalacağı korkusuyla kapalı ortamlardan, herkesin içinde düşüp bayılabileceği korkusu ile kalabalık ortamlarda bulunmaktan, asansörlerden, toplu taşıma araçlarından, toplantılardan vs. kaçınmaya başlar. Kaçınmanın bir diğer görünümü de yalnız kalamamaya başlama ya da bazı koşullarda yalnız bulunmama çabasıdır. Hasta başına bir şey geleceği korkusu ile hep yanında birini bulundurma – hatta küçük bir çocuk bile olabilir – eğiliminde olabilir. Bazı hastalar evden çıkamaz hale gelebilir. Kuaföre gidemez, giysi almak için mağaza görevlisini eve çağırır. Kaçınmalar değişik boyutlarda olabilir. Silik, hafif ya da şiddetli, ya da sadece bazı durumlarda ortaya çıkabilir. Örneğin tatile çıkacağında orada tam teşekküllü bir hastane olmadığını öğrenip gitmekten vazgeçme gibi. Panik atakta görülebilen fiziksel belirtilerden bazıları: - Mideye bir şey çöküyor hissi Bunlara da şu korkular ya da negatif düşünceler eşlik edebilir:
Panik atağın tedavisine gelecek olursak, önce şunu belirtmekte yarar var. Panik atak sadece ve sadece psikiyatristlerin tedavi etmesi gereken bir hastalıktır. Tedavi bir çok yöntemin kombine uygulanması ile daha çabuk sonuş verir. Sadece ilaçla ya da sadece terapi ile iyileşmesi nadirdir. En önemlisi de belirttiğimiz gibi hastalık hakkında bilinçlenmedir. Örneğin alıştığımız bir panik nöbet türü birden başka bir görünüme bürünebilir. Onun için olabilecekleri bilmek hazırlıklı olmak çok önemlidir. Evde kendi kendini tedavi etmeye çalışmanın kendi kendine apandisit ameliyatı yapmaktan farkı yoktur. Mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır. Hastalığın nüks edebileceği unutulmamalıdır. Tedaviye hastanın katılımı da sağlandığında 4 – 6 ay içinde tümüyle iyileşme şansı %95 dir. Hasta, hastalığı yenmesini öğrenmediyse nüks etme riski hep vardır. Panik atağı iyi tanımak, tedaviden kaçınmamak, tedavi için doğru adresi bulmak önemlidir. Hipnoz, akupunktur, üfürükçü tedavileri zarar verebilir. Geçerli tedavi yöntemleri: - Psikoterapi |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
30 Aralık 2009
Panik Atak
Travma Sonrası Stres Durumu
| Travma ; bireyin ruhsal ve fiziksel dünyasını değişik biçimlerde sarsan her türlü olaya denir. Yaşama karşı , vücudun bütünlüğüne karşı , en sevdiklerimize ve inanç sistemimize karşı tehdit oluşturan olayların bütününe de travma denebilir. Travmalarla baş etmede geçmiş deneyimler çok önemlidir. Burada en önemli iyileştirici faktörler iyi aile ilişkileri , olumlu sosyal ve toplumsal destektir. Kişinin şahit olduğu yaralayıcı bir olayda kişide travmaya neden olabilir. Kişinin böyle bir tehlikeyle karşılaşmasına gerek yoktur. Kişisel travmatik olaylar arasında trafik kazası ,taciz ,tecavüz ,aile içi şiddet ,istismar ,işkence ,ani hastalılar veya sakatlıklar ,uzun süre işsizlik ve yakın birinin kaybı gibi olaylar vardır. Doğal afetler , savaş , terör , bulaşıcı hastalıklar , ekonomik krizler de toplumsal travmalar olarak adlandırılır. Toplumsal travmalarda toplumsal desteği bulmak daha kolay olduğu için baş etmek daha kolaydır.Stres ise organizmanın denge durumunu bozan her türlü olay veya durumdur. Her bireyde travmaya bağlı olarak farklı düzeylerde görülebilir. Hastalık bir kişide ağır bir stres durumu yaratabilirken diğer bir kişiyi çok fazla etkilemeyebilir.Post travmatik stres bozukluğu ise ağır bir fiziksel ya da ruhsal örselenmeye karşı gelişen ve genellikle belirtileri örseleyici olaydan 3-4 hafta , birkaç ay sonra ortaya çıkan rahatsızlıktır. Teşhisi için DSM Tanı dizgesine göre bu belirtilerin en az 1 ay sürmüş olması gerekmektedir.Bu bozukluğun toplumda ömür boyu görülme oranı % 1.35 olup ; kadınlarda %1.3 , erkekler de ise %0.5 dir.
Belirti ve Bulguları: Bu tarz ağır olaylara maruz kalan kişilerde duygusal , düşünsel , fiziksel ve davranışsal tepkiler görülür. Görülen Duygusal Tepkiler: Şok, endişe, üzüntü, yalnızlık, sinirli ve tetikte olma, kaygı, korku, öfke… Düşünsel Tepkiler : Başına gelen olaya inanmama, düşüncede dağınıklık, çarpık düşünceler, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, intihar düşünceleri… Fiziksel Tepkiler : Aşırı stresten kaynaklanan baş, göğüs ağrısı, mide bulantısı, kalpte ve boğazda sıkışma, gürültüye karşı duyarlılık, irkilme tepkileri , yorgunluk gibi Davranışsal Tepkiler: Uyku ve yeme bozuklukları, dikkatsiz davranma, sürekli bir işle uğraşma, sosyal çevreden uzaklaşma, içe kapanma, konuşmama, alkol ve madde bağımlılığı ve kaçınma davranışları gibi Kişi aşırı telaş , korku içindedir ve en küçük bir uyarana karşı irkilme tepkileri gösterir. Bu kişilerin ilişkilerinde ilgisizlik ve duygu azalması gözükebilir. Duygulanımda bunaltı görülür. Huzursuzluk ve tedirginlik en sık görülen belirtilendedir. Örseleyici olaya karşı duyarlılık artmış olmakla beraber sürekli olarak akla o olay gelir fakat diğer olaylara karşı ilgisizlik görülür. Bu yüzden unutkanlıktan yakınabilirler. Sürekli tetiktelik haline bağlı olarak kişinin uyku düzeninde bozulmalar görülebilir. Görülen Üç Ana Duygu: Kayıplarımıza ve çevremizdeki ölüm ve yıkıma karşı yoğun üzüntü |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK
| Obsesyon (saplantı) irade dışı gelen, bireyi tedirgin eden, benliğe yabancı, bilinçli çaba ile kovulamayan, tekrarlayıcı düşüncelerdir. Kompülsüyon (zorlantı) ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan, irade dışı yineleyen hareketlerdir. Örneğin namaz kılarken inatla gelen tanrıya küfür düşünceleri yüzünden kişinin okuduğu duayı tekrar tekrar baştan okuması. Kişi bu saplantının aklına gelmemesi için ya da zorlantılı hareketler yapmamak için kendisini zorlar; fakat zorladıkça istenmeyen düşünceler gene gelir, istenmeyen hareketler tekrar tekrar yapılır. Bu tür saplantılar kişinin kendisine de aşırı derecede anlamsız, hatta saçma sapan gelir. Kişi bu tür dürtü, düşünce veya düşlemlerine önem vermemeye ya da bunları baskılamaya çalışır. Ancak bu düşünceleri kafasından uzaklaştırmaya çalıştıkça bunlar aksine kişinin zihnine daha çok gelirler. Bu tür dürtü ve düşünceler başka bir düşünce ya da davranışla etkisizleştirilmeye çalışılır. Israrlı, yineleyici, görünüşte bir amaca yönelikmiş izlenimini veren ya da kalıplaşmış her türlü davranış (örneğin; el yıkama, kontrol etme) yada zihinsel eylemler (örneğin; sayı sayma, bazı sözcükleri sessiz bir şekilde söyleyip durma) zorlantı olarak tanımlanır. Zorlantı (kompulsiyon) saplantıların (obsesyon) yarattığı sıkıntıdan kurtulmaya veya korku yaratan olaydan ya da durumdan korunmaya yöneliktir. Ancak zorlantılar kişiye haz ya da doyum sağlamaz. Başlangıçta kişi yapmaya doğru itildiği zorlantıyı yerine getirmemek için bir direnç gösterir. Ancak saplantının oluşturduğu gerilim, zorlantının gerçekleştirilmesiyle kısa sürelide olsa atlatılmış olur. Bu saplantı ve zorlantılar kişinin zamanının önemli bir bölümünü (günde bir saatten daha uzun zaman alır) boşa harcamasına yol açar.
Saplantılar içinde en sık karşılaşılanı bulaşma ve kuşku saplantılarıdır. Hastaların büyük bir çoğunluğunda herhangi bir kişi ile tokalaşma, kapı kolu ve benzeri birçok eşya ile temastan sonra herhangi bir hastalık ya da kirlilik bulaşabileceğine ilişkin kaygılar ortaya çıkar. Bunu izleyerek yıkama, yıkanma ya da kirli olduğu düşünülen objelerden kaçınma zorlantısı ortaya çıkar. Korkulan nesneler dışkı, idrar, toz ya da mikrop gibi çoğu zaman kaçınılması zor olan bir nesnedir. Kişiler ellerini defalarca yıkayabilirler. Ancak zamanla temizlenme sayısı artar ve süresi uzar. Bir kez yıkamak, temizlenmek için yeterli değildir. Çoğunlukla eller belli bir sayıda yıkanır. Hatta kendilerince belirlemiş oldukları sayı kadar yıkayıp yıkamadıklarından emin olamadıklarında belirlenmiş bu sayıların (örneğin; üç defa ya da üçün katlarınca) katlarınca ellerini yıkarlar. Temizlenme amacıyla sabun, sabun tozu, deterjan, hatta sulandırılmış tuz ruhu kullananlar dahi vardır. Sabunla aşırı yıkanma sonucu eller bembeyaz olabilir, el derisi yüzülebilir ve bu kişilerde temizlik ürünlerine aşırı maruz kalma nedeniyle cilt problemleri görülebilir. Bu kişiler genellikle temiz ve giyimlerine özen gösteren bireylerdir. Kişiler arası ilişkilerde resmi, soğuk ve uzak oldukları izlenimini verebilirler. Konuşmaları ileri derecede ayrıntılıdır. Bozukluk çocukluk döneminde başladığında erkek çocuklarında, kız çocuklarına kıyasla daha fazla görülür. Ancak yaşın biraz daha ilerlemesi ile kız çocuğundaki sıklığın artışına bağlı olarak aradaki fark kapanır ve bozukluk erişkinlerde her iki cinste de eşit sıklıkta saptanır. Ortalama başlangıç yaşı 20′li yaşlardır. Yaşam boyu yaygınlığı %2-3 dolayındadır. Çoğu zaman sinsi başlar, kronik alevlenip yatışan bir gidişi vardır. Bu alevlenmeler çoğunlukla stresle ilişkilidir. Dört ana belirti grubu vardır : 1.) Bulaşma ( kontaminasyon ) : En yaygın görülenidir. Kişi sürekli olarak idrar, dışkı, toz ya da mikrop bulaşacağını düşünür. Bu bulaşmanın kişiden kişiye, nesneden nesneye geçtiğine inanır. Bu durumun yarattığı sıkıntıyı azaltmak için temizleme eylemlerine girişir, ya da onlardan kaçınmaya çalışır . 2.) Kuşku : Kişi bazı işleri yapmadığına, unuttuğuna, ihmal ettiğine inanır. Kapıyı kapattığından, ocağı kapattığından bir türlü emin olamaz bu nedenle kontrol etme kompulsiyonları başlar. Defalarca ocağı, musluğu, kapıyı kontrol etmeye çalışır. 3.) Cinsel ya da saldırgan eylem düşünceleri : (Çocuğuna zarar vereceği, öldüreceği, cinsel tacizde bulunacağı gibi düşünceler) 4.) Simetri – Kuralcılık : Bazı durumların belli bir düzen içinde olmasını isteme şeklindedir. Masanın üzerindeki eşyaların belli bir düzene göre yerleştirilmesi, bu düzendeki en küçük bir değişikliği fark etme ve tekrar eski haline getirme. Tedavide ilk adım bu düşünceleri hastalığın bir ürünü olarak kabul etmektir. Bu hastanın kötü ya da günah saydığı obsesyonlar sebebiyle duyduğu kaygıyı azaltır. Hasta bu durumu grip hastalığında olan bir ateş olarak algılamalıdır. Çünkü saplantı zorlantı bozukluğunun tek belirtisi obsesyon değildir. Zorlantılar, ikirciklilik, kararsızlık, herşeyi tanımlama isteği, kendini sürekli kontrol etme gibi başka belirtileri vardır. Tedavi tüm bu belirtilerin kaldırılmasını içerir. Çünkü her bir belirti bir diğerini besler. Obsesyonların üstüne gitme yenmeye ,en azından bu hastalığın hayatını engellemesini önlemeye çalışma yararlıdır. Ayrıca hastalığın psikodinamik kökenlerini araştırıp yok etmeye çalışan psiko analitik tedavi yöntemleri denenmektedir. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Fobiler Hakkında Genel Bilgi
| Fobi normalde korkulmayacak belli bir durum ya da belli bir nesne karşısında korku belirtilerinin görülmesidir. Fobik kişi, fobik obje karşısında bu denli korkulmayacağını bilir. Korkusunu anlamsız ve yersiz bulur. Fakat yine de korktuğu nesne ya da durumdan kaçınır. Mantıksal anlamda değerlendirdiklerinde bunun anlamsızlığını düşünürler; tıpkı fobisiz insanlar gibi. Örneğin kediden korkan bir kişi, köpekten korkan başka bir kişiye akıl verebilir. Hatta gülebilir, köpekten neden korktuğunu bunun anlamsız olduğunu düşünür ama kendisi de kediden korkmaya devam eder.
“Korkusuz uçuş” isimli uçuş korkusunu yenmeyi amaçladığımız bir eğitim programında bir hastamız tam uçağa binmek üzereyken uçağın önünde durdu ve şunları söyledi: Fobik kişide , fobi nesnesi karşısında duyduğu anksiyete belirtilerinin dışında başka bir bozukluk genellikle bulunmaz. Yaşamı çok kısıtlamayan hafif durumlarda çoğu kez hekime başvurulmaz. Amerika Birleşik Devletlerin de son yıllarda yapılmış olan büyük bir araştırmada 6 aylık bir süre içinde nüfusun %5-12′ sinde fobilere rastlanmıştır. Kadınlarda erkeklere göre en az 2-3 kez fazla olduğu bilinmektedir. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Kişilik bozuklukları nedir
| Doğumdan sonra dış faktörlerin etkisi ile kişiye has olarak gelişen; kişinin kendine özgü davranış biçimine kişilik denir.
Kişiliğin kazanılmasında etkili olan dış faktörler arasında anne-baba, kardeş, akraba, arkadaş, örf ve adetler..vs. sayılabilir. Parmak izlerinin farklı olması gibi herkeste farklı bir kişilik yapısı vardır. Kişilik yapısının,çeşitli ruhi travmalarla, nedenini bilmediğimiz nedenlerle veya dış etkenlerde uç noktalara ulaşması ile kişilik bozuklukları oluşur.Kişilik bozukluklarına neden olan biokimyasal etkileri göz önüne almak büyük önem taşır ve tedavinin temelini oluşturur.Örneğin heyecanlanan bir kişide adrenalin denen hormon yükselir yine bazı takıntı hastalarında ve aşırı sinirde vücutta bazı biokimyasal değerler yüksek bulunur ve ilaç tedavisiyle normal hale getirilir. Depresyona giren hiçbir şeyden zevk almayan hastalara halk dilinde mutluluk ilaçları diye adlandırılan Seratonin seviyesini yükselten ilaçlar vererek kişi normal hayat kalitesine kavuşturulur. Kişilik bozukluklarına kısa olarak özetlemek istiyorum. 1) Histerik kişilik yapısı: Bu kişilikteki şahısların devamlı çevrenin ilgisini üzerlerine çekme eğilimi vardır. Bu yüzden abartılı giyinirler, makyaj malzemelerinin uzaktan fark edilecek şekilde olmasına özen gösterirler. Bu kişiler çok konuşur, çok yalan söylerler, çevrenin tüm ilgisinin kendilerinde olmasını isterler. Kişi çevreden gelen uyarılardan kendini bir süre arındırmak için bayılır. Bunun dışında kendine başka hastalıklar bulur ve bununla çevrenin ilgisini çekmeye çalışır. 2) Şizoid kişilik yapısı: Genel davranışları hep belirli kurallar içindedir.Her zaman aynı saatte kalkarlar,aynı saatte kahvaltı yaparlar aynı saatte işe giderler vs.bu sürelerin geçmesi resmi ve sert tutumları vardır çevresindeki insanlarca kaba olarak bilinirler. 3) Paranoid kişilik yapısı: Bu kişiler çevreden aşırı kuşkulu ve her an uynık olmaları dikkat çekerler. Hiç kimseye güvenmezler. Toplumun en zeki ve en akıllısı olduklarını sanırlar. Saldırılara karşı her an hazır olmak isterler. Bu tür kişilerle iş yapmak zordur. Anlaşmaları 8 -10 kere bozarlar. Çok şüphecidirler ve güvenmezler. 4) Obsesif kişilik yapısı: Bu şahıslar kendilerine güvenmezler, iş yaparken iyimi kötümü olduğuna karar veremezler. Ve takıntı hastalığı diye adlandırılır. Obsesif kompulsif nöroz denen hastalığa sık yakalanırlar. 5) Narşistik kişilik yapısı: Bu şahısların kendilerine karşı aşırı bir ilgisi vardır. İlgileri kendilerine yönelmiştir. Zamanlarının büyük çoğunluğunu ayna karşısında geçirirler. 6) Psikopatik kişilik yapısı: Genellikle zalim, çevreye zarar veren insanlar olarak tanınırlar. Toplumun, kamunun değerli mallarına zarar verirler. Zeka seviyeleri yüksektir ama okul başarıları düşüktür. Yukarda belli başlı uç kişilik bozukluklarından bahsettim. Bu kişilik bozukluklarına müdahale etmek mümkündür. Örneğin takıntısı çok olan kişinin, bu durumu düzeltilebilir. Fakat ana kişilik yapıları hiçbir zaman değişmez. |
| Kaynak: Doç.Dr.Serdar Dağ |
Kendi sağlığınız için bebeğinizi emzirin
| Anne sütünün yalnızca bebeğiniz için yararlı olduğunu düşünmeyin.Şüphesiz ki, kendi sağlığınız için de gerekli.
Emzirme anne ve bebek arsındaki bağı güçlendirir - Emziren annelerin kendilerine güvenleri ve annelikten aldıkları haz daha fazladır. - Emzirme doğum sonrası rahmin toparlanmasını hızlandırır. - Emziren anneler daha kolay kilo verirler - Emzirme doğal bir gebelikten korunma yöntemidir. - Emzirmek anne için doğal bir sakinleştiricidir. - Emziren annelerde demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkma riski azalır. - Emziren annelerin meme kanserine yakalanma riski nispeten daha düşüktür. - Emzirme, şeker hastalığı olan annenin günlük insülin ihtiyacını azaltır. - Emziren annelerde endometriyozis hastalığının ilerleme hızı daha düşüktür. - Emzirmek, annenin ileride yumurtalık kanserine yakalanma riskini azaltır. - Emzirmek annenin ileride endometrium (rahim iç tabakası) kanserine yakalanma riskini de azaltır. - Emzirmek anneyi ileride ortaya çıkacak kemik erimesinden korur. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Bebeğin ilk yılında uzak durulması gereken gıdalar
| Bebeğinizin anne sütü yanında ek gıdalara geçtiği dönem oldukça önemli.Bir yetişkin gibi beslenmesinin ilk başlangıcı bu dönemde yapılır.Ancak bu dönemde uzak durulması gereken besinler olduğunu bilmelisiniz.
Anneler beslenmenin küçük bebekleri için hayati önemini bilir.Bebeklerin sağlıklı beslenmesi,büyümesi ve gelişmesi yaşamını sağlıklı olarak sürdürmesi açısından çok önemli. Uzmanlar da bebeğin ilk 2 yılında büyümesinin çok hızlı olması nedeniyle çok dikkat edilmesi gerektiğini söylüyorlar.Bebeğin ilk aylarının vazgeçilmez besini tabii ki anne sütü.Bebek doğduktan sonra ilk 4-6 ay anne sütü haricinde su dahil başka hiçbir besinin verilmemesi gerekiyor.Çünkü ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığının azaldığı,ayrıca alerji,şişmanlık gibi sorunlara daha az rastlandığı biliniyor.Anne sütü ile beslenen çocuklar zeka,sosyal ve fiziksel gelişim sürecini daha sağlıklı tamamlıyorlar. İnek sütünden uzak durun Bebek için en önemli besin kaynağı anne sütü.Ancak anne sütü alamayan bebekler ilk 6 ayda formül mamalarla beslenmelidir.Bu da temin edilemiyorsa inek sütü sulandırılarak averilebilmektedir.Ancak anne sütü veya formül mamalarla beslenen bebeklere 1 yaşına kadar inek sütü verilmemelidir.Çünkü inek sütünün demir ve C vitamini içeriğinin düşük olduğu biliniyor.Ayrıca inek sütü,bebeklerin barsaklarında bir gizli kanamaya yol açarak demir eksikliği ve kansızlığa neden olabiliyor. Bal tatlı ama Nişastalı mamalar İlk yıl içinde bebeğiniz için hazırlayacağınız mamalarda buğday,arpa,yulaf ve çavdar unundan uzak durun.Çünkü bu unların içinde bulunan gluten proteinine karşı alerji gelişebiliyor.Nişastanın da besleyici değeri olmadığından bebek beslenmesinde yeri yoktur.Pirinç unu bu dönemde kullanılacak en uygun besindir. Tuz ve baharat kullanmayın Bebeğinize evde hazırladığınız mamalarda tuz kullanmamalısınız.Çünkü mama için kullandığınız sebzeler ve tahılların içersinde bebeğinize yetecek kadar tuz bulunur.Ülkemizde yaygın olarak kullanılan baharatlardan da uzak durmalısınız. Bakla ve Patlıcan Bebeğinizin mamasına birçok sebzeyi azar azar koymak gerekir.Ancak bunlardan bakla ve patlıcan ilk yıl içinde kullanılacak sebzeler değil.Çünkü bakla favizm denen bir hastalığa yol açıyor.Patlıcan ise hemen hemen hiç mineral ve vitamin içermediğinden kullanmanızda bir yarar yok. Yumurtanın Akı Bebeğinizde alerjiye yol açabilen diğer bir besin de yumurta.Bu nedenle yumurtanın sarısına azar azar başlanmalı.Bir hafta içinde bir tam sarıya ulaşabilirsiniz.Ancak yumurtanın akına ise bir yaşından önce başlanmaması gerekiyor. Kahve ve kola çocklarda kabızlığa yol açıyor Kafeinli içeceklerin(kahve,kola) çocuk beslenmesinde yeri yok.Kafein huzursuzluk,sinirlilik,çarpıntı ve bağımlılık yapabiliyor.Ayrıca kola gibi içeceklerde kafeinin yanı sıra yüksek oranda şeker ve sodyum tuzu bulunmaktadır.Bu da hem böbreklerin yükünün artmasına hem de şişmanlığa yol açtığı gibi demirin emilimini de engelleyebilir.Ayrıca hiç vitamin içermediğini de aklınızdan çıkarmayın.Bu içeceklerin başka bir zararı da kabızlığa da neden olmasıdır. Çay da çocuklar için uygun bir içecek değil Çay besinlerdeki demiri bağlayarak demir eksikliği anemisinin gelişmesine neden olur.Ihlamur,rezene ,adaçayı gibi bitki çayları ise çocuklara çok fazla olmamak koşuluyla verilebilir.Bunların rahatlatıcı etkileri olduğu gibi soğuk algınlığı ve öksürüğe de iyi gelebilir.Ancak verilecek türü ve miktarı bir uzmana danışmanızda fayda var. Çiğ balık Balık ilk yıl içinde çocuğa verilebilen önemli bir besindir.Ancak alerji yapabileceğinden dikkatli bir şekilde mama listesine eklenmelidir.Çiğ balık ise çocuk için uygun bir besin değildir.Çiğ balığın bebeklere verilmesi bazı parazitlerin vücuda girmesine ve bunun sonucu bir çeşit kansızlığa yol açabiliyor.Ayrıca kirli sularda tutulan balıklar hakkında da dikkatli olmanız gerekiyor. Salam gibi besinler de önerilmiyor Çünkü bu besinler çok yağlı ve yüksek kalorili olduğundan çocuklarda şişmanlığa yol açabilir.Ayrıca pişmemiş oldukları için besin zehirlenmelerine de yol açabilirler.Sosis de önerilmeyen yiyeceklerdendir. Krema Krema da çabuk bozulan ve kontamine olabilen bir besindir.Kontamine olmuş kremayı yiyen bir çocukta saatler içerisinde ishal ve kusma ortaya çıkabilir.Bu besinin çok tüketilmesi de şişmanlığa yol açabilir. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Bebeğinizi nasıl beslemeli
| İlk besin anne sütü Bebeğiniz için ilk aylarda gerekli olan tek besin elbette anne sütüdür. Ek gıdalarla başlayıncaya kadar ve ilk 6 ayda temel beslenme biçimi anne sütü ile beslenme olmalıdır. Uzmanlar ilk 4- 6 ayda bebek için gerekli olan besin değerlerinin anne sütü ile karşılanabileceğini, bebeğin kilo alımı ve gelişimi yeterli ise başka bir ek besine ihtiyacı olmadığını belirtmektedirler. Gerçektende bebeğin sindirim sistemi ve metabolizma ihtiyaçları göz önüne alındığında anne sütü yeterlidir ve bağışıklık sisteminin gelişmesi için gereklidir. Katı gıdalara başlarken Hangi meyveler 4. aydan itibaren bebeklere verilecek meyvelerin başında elma geliyor. İçeriğinde yüzde 50-80 su- yüzde 20-25 karbonhidrat bulunan elmada C,A,B vitaminleri bulunuyor. Ayrıca selüloz, pektin gibi minerallerde içeren elma çocuğunuz yüzde 50-60 kalori verir. Özellikle içinde bulunan yüksek miktardaki pektin maddesi nedeniyle çocuk ishalleri tedavisinde kullanılmaktadır. Bebeğinize elma suyu ya da püresi hazırlamak için : Bebeğe verilecek meyvelerden biride muzdur. Yüzde 50-60 su olan muz, yüzde 20’si karbon hidrat içerir. İçin de C,A vitamini de bol miktarda bulunur. Mineral bakımından zengin olan muzu, az miktarda süt ya da meyve suyuyla karıştırarak ezip süzgeçten geçirdikten sonra bebeğinize verebilirsiniz. Bebeğinizin dişleri çıkmaya başladıkça meyveleri kemirebileceği şekillerde hazırlayıp verebilirisiniz. Kış için en ideal gıda : çorbalar Kabak, karnabahar, brokoli, havuç, patates, ıspanak gibi sebzelerden hazırlayabileceğiniz sebzelere pirinç, mercimek gibi bakliyatları ekleyerek bebeğiniz için hem doyurucu hem de kalorisi yüksek bir sebze çorbası hazırlayabilirsiniz. Bebeğinizi yeni tatlarla tanıştırırken azar azar ve sırayla eklemeler yapmanız gerekir. Örneğin bir hafta fasulyeyi eklemişseniz o süre boyunca bebeğinizin alerjik bir reaksiyon verip veremediğini kontrol etmelisiniz. Sonraki haftada diğer sebzeyi ekleyebilirsiniz. Ayrıca tarhana, yoğurt, sade mercimek çorbası gibi tatlar bebeğinizin hoşuna gidecektir. Bu çorbaları dönüşümlü olarak verebilirsiniz. Sabah kahvaltısından önce verilecek bir kaşık pekmez, bebeğinizin demir ve kalsiyum ihtiyacını karşılamada önemeli bir yer tutacaktır. Sade olarak veriler pekmezi sonraki aylarda tahinle karıştırarak besin değerini yükseltebilir yemesi daha zevkli bir hale getirebilirsiniz. Süt ve süt ürünleri çocuk beslenmesinde önemli bir yer tutar. 1 yaşında küçük çocuklar için inek sütü önerilmiyor ama peynir, yoğurt gibi ürünleri çocuklarınızın menüsünden eksik etmemeniz gerekiyor. Sabah kahvaltısında peynir, yumurta, çok az tereyağı biraz ekmek veya bisküviden oluşan menü güne başlangıç için iyi olur. Henüz pütürlü veya küçük parçalı gıdaları yiyemeyen çocuğunuz için bu besinleri hazır mamalarla yumuşatarak verebilirsiniz. Bebeğiniz bir yaşına yaklaşmışsa sizin sofranızda bulunan pek çok gıdayı tüketebilir. (beyin, bal, inek sütü hariç) pilav, makarna, sebze ve et yemekleri, balık bunlar arasında sayılabilir. Ancak bu gıdaları bebeğinize sunarken sindirim sistemi zorlamamasına, çok gaz yapıcı özelliği bulunmamasına ve tabi ki alerji yapıp yapmadığına dikkat etmek gerekiyor. BEBEĞİNİZİN GÜNLÜK MENÜSÜNDEKİ İHTİYAÇLARI PROTEİN: Günde 2 çorba kaşığı yumurta sarısı, bir parça et, süzme peynir ve yoğurt yeterli olur. Bu dönemde protein esas olarak hala anne sütünden veya hazır mamalardan sağlanır. KALSİYUM: Anne sütü veya hazır mamadaki miktar bebek için yeterli olur. Ancak katı gıdalara geçişte peynir, yoğurt gibi tam kalsiyum içeren gıdalar eklenmelidir. HUBUBAT VE DİĞER KOMPLEKS KARBONHİDRATLAR : Fincan mercimek, fasulye veya bezelye püresi ya da yarım dilim kepek ekmeği örnek olarak verilebilir. Bu besinlerle günde 2 defa yapılacak bir servis bebeğin ihtiyacı olan vitamin, mineral ve bir miktarda protein ihtiyacını karşılar. VİTAMİNLER : Kış kabağı, patates, havuç, brokoli ile hasırlanmış püreden minik bir kase A vitamini için yarım fincan portakal suyu C vitamin için, bir iki çorba kaşığı elma ya da muz püresi diğer vitaminler için bebeğinizin menüsünde olabilir. YAĞ :Bebeğinizin aldığı süt ve süt ürünleri tam yağlı ise yeterli kolestorolü büyük ölçüde alır. Ayrıca çorbasını veya başka bir sebze yemeğini hazırlarken kullanacağınız yağ (zeytin yağı ya da tereyağı ) da günlük ihtiyacı için yeterlidir. DEMİR : Demir eksikliğine bağlı kansızlık yaşamaması için bebeğinize demir takviyeli mama, ayrıca yumurta sarısı, pekmez verebilirsiniz. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Bebeğiniz hangi ayda hangi değişimleri gösterir
| Yaşamın ilk yılı gerek sizin gerekse bebeğiniz için sürprizlerle dolu, mucizevi bir dönemdir. Siz anne olmanın getirdiği farklı duygulan yaşarken, bebeğiniz yeni dünyaya alışmak, adapte olmak ve elbette büyümekle meşguldür. Bebekler ilk yıllarında fiziksel, motor, psikolojik ve sosyal anlamda hızla gelişirler. Bebeklerinin doğduğu günü dünmüş gibi hatırlayan anneler, birinci yılın sonunda bebeklerinin nasıl bu kadar hızlı büyüdüğünü şaşkınlık ve sevinçle izlerler.
Elbette birçok annenin en çok merak ettiği soruların başında “Bebeğimin gelişimi normal mi?” gelir. Bebeğin kilosu, boyu, hareketleri, görmesi, çevresi ile iletişimi, emeklemesi, diş çıkarması gibi özellikleri büyük bir dikkatle izlenir. Her bebeğin gelişim ve özellikleri birbirinden farklı olsa da, yıllar süren araştırmaların sonucu ortaya çıkan ortalama değerler mevcut. Aşağıdaki tabloda bebeğinizin hangi ayda hangi fiziksel, motor ve psikososyal özellikleri gösterebileceğini bulacaksınız. Ancak her bebek birebir bu tabloya uymayabilir. 1-2 ay önce veya sonra o özelliği gösterebilir. Bebeğinizin gelişimi ile ilgili merak ettiğiniz konulan doktorunuzla görüşebilir, sorularınıza daha detaylı cevaplar bulabilirsiniz. BİR AYLIK İKİ AYLIK ÜÇ AYLIK DÖRT AYLIK BEŞ AYLIK ALTI AYLIK Bebeğiniz artık öğrenme sürecinde aktif rol oynamaya ve beş duyusunu koordine etmeye (dokunduğu şeye bakar, işittiği şeyi araştınr, tattığı şeyi eller gibi) hazır durumdadır. “Yabancı endişesi” henüz gelişmediğinden herkesle kolayca ilişki kurar. Kavrama yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Önce isimler (anne, baba, kardeş gibi) tanınmaya başlar. Ardından temel sözcükler (hayır, biberon, baybay gibi) gelir. YEDİ AYLIK SEKİZ AYLIK DOKUZ AYLIK ON AYLIK ONBİR AYLIK ON İKİ AYLIK |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Doğumdan hemen sonra bebekte yapılması gereken tetkikler
| Yenidoğan bebeklik ve süt çocukluğu döneminde yapılan tarama testlerinin maksadı,kalıcı zeka geriliğine yol açabilen önceden tespit edildiğinde önlenebilen bazı hastalıkların tespit edilmesi ve tedbir alınmasıdır. Evlenmeden önce genetik danışmanlık ile resesif geçişli hastalıklara sahip olan şahısların evlenmesine müsaade etmemek veya tedbir almaları için yol göstermek. Örnek:Ülkemizde Akdeniz bölgesinde yaygın olarak thalassemi taşıyıcılığı vardır.Kan tetkikleri ile taşıyıcılar tespit edilip taşıyıcılara evlenme konusunda rehberlik yapılmaktadır. Gebelik esnasında ise anne ve doğacak bebeğin sağlığı için; -Anne ve babanın kan grubu -Şeker hastalığı araştırması -Hepatit B taşıyıcılığı -Frengi -Gerektiğinde Toksoplazmozis -İdrar yolları enfeksiyonları araştırılması gereklidir. -Gebeliğin 6.ayında evvelce tetanoz aşısı olmuş anne adaylarına bir kez,aşı olmamış olanlara iki kez olmak üzere aşı uygulanması. -14 yaşını doldurmuş kız çocuklarda aşılanma uygulanmamış ise kızamıkçık taraması,gerekirse aşı uygulanması Doğumu takibeden ilk saatlerde; -Kanşekeri -Kangrubu -Hematokrit düzeyi bakılması gerekir. -Bilhassa gebelikte annede şeker hastalığı varlığı veya şüphesi bebekte kan şekeri takibi açısından son derece önemlidir. -Bebek anne sütü ile yeterince beslendikten sonra 72 saat ile 10 gün arasında; Fenilketonüri Hipotiroidi(neonatal TSH) taramaları için topuktan kan alınması. -Aileden alınan bilgiler doğrultusunda başka şüpheli metabolik hastalık tarif ediliyorsa ona uygun taramaların yapılması gerekir. Örnek:-İdrarda redüktan madde -Thalassemi taramaları gibi. -Yenidoğan bebeğin muayenesinde bütün vücut solunum ve dolaşım sistemi muayene edilmesi ağız boşluğunun kontrolü,gözlerin açık halde görülmesi ve kendiliğinden hareket ettiğinin tespit edilmesi.,kalça çıkığı açısından kalçanın muayenesi gerekirse 1 ay ile 3 ay arasında ultrasonografik olarak değerlendirilmesi. -1 yaşta psikolog ile görüşme -2.5 yaşta göz muayenesi -Okul öncesi çağda işitme muayenesi hiç şikayeti olmayan çocuklarda yapılacak tarama maksatlı muayenelerdir.Herhangi bir şikayeti varsa yahut muayeneler esnasında tespit ediliyorsa o durum üzerinde hemen ayrıntılı inceleme yapılması gerekir. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |