| Anne sütünün yalnızca bebeğiniz için yararlı olduğunu düşünmeyin.Şüphesiz ki, kendi sağlığınız için de gerekli.
Emzirme anne ve bebek arsındaki bağı güçlendirir - Emziren annelerin kendilerine güvenleri ve annelikten aldıkları haz daha fazladır. - Emzirme doğum sonrası rahmin toparlanmasını hızlandırır. - Emziren anneler daha kolay kilo verirler - Emzirme doğal bir gebelikten korunma yöntemidir. - Emzirmek anne için doğal bir sakinleştiricidir. - Emziren annelerde demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkma riski azalır. - Emziren annelerin meme kanserine yakalanma riski nispeten daha düşüktür. - Emzirme, şeker hastalığı olan annenin günlük insülin ihtiyacını azaltır. - Emziren annelerde endometriyozis hastalığının ilerleme hızı daha düşüktür. - Emzirmek, annenin ileride yumurtalık kanserine yakalanma riskini azaltır. - Emzirmek annenin ileride endometrium (rahim iç tabakası) kanserine yakalanma riskini de azaltır. - Emzirmek anneyi ileride ortaya çıkacak kemik erimesinden korur. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
30 Aralık 2009
Kendi sağlığınız için bebeğinizi emzirin
Bebeğin ilk yılında uzak durulması gereken gıdalar
| Bebeğinizin anne sütü yanında ek gıdalara geçtiği dönem oldukça önemli.Bir yetişkin gibi beslenmesinin ilk başlangıcı bu dönemde yapılır.Ancak bu dönemde uzak durulması gereken besinler olduğunu bilmelisiniz.
Anneler beslenmenin küçük bebekleri için hayati önemini bilir.Bebeklerin sağlıklı beslenmesi,büyümesi ve gelişmesi yaşamını sağlıklı olarak sürdürmesi açısından çok önemli. Uzmanlar da bebeğin ilk 2 yılında büyümesinin çok hızlı olması nedeniyle çok dikkat edilmesi gerektiğini söylüyorlar.Bebeğin ilk aylarının vazgeçilmez besini tabii ki anne sütü.Bebek doğduktan sonra ilk 4-6 ay anne sütü haricinde su dahil başka hiçbir besinin verilmemesi gerekiyor.Çünkü ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığının azaldığı,ayrıca alerji,şişmanlık gibi sorunlara daha az rastlandığı biliniyor.Anne sütü ile beslenen çocuklar zeka,sosyal ve fiziksel gelişim sürecini daha sağlıklı tamamlıyorlar. İnek sütünden uzak durun Bebek için en önemli besin kaynağı anne sütü.Ancak anne sütü alamayan bebekler ilk 6 ayda formül mamalarla beslenmelidir.Bu da temin edilemiyorsa inek sütü sulandırılarak averilebilmektedir.Ancak anne sütü veya formül mamalarla beslenen bebeklere 1 yaşına kadar inek sütü verilmemelidir.Çünkü inek sütünün demir ve C vitamini içeriğinin düşük olduğu biliniyor.Ayrıca inek sütü,bebeklerin barsaklarında bir gizli kanamaya yol açarak demir eksikliği ve kansızlığa neden olabiliyor. Bal tatlı ama Nişastalı mamalar İlk yıl içinde bebeğiniz için hazırlayacağınız mamalarda buğday,arpa,yulaf ve çavdar unundan uzak durun.Çünkü bu unların içinde bulunan gluten proteinine karşı alerji gelişebiliyor.Nişastanın da besleyici değeri olmadığından bebek beslenmesinde yeri yoktur.Pirinç unu bu dönemde kullanılacak en uygun besindir. Tuz ve baharat kullanmayın Bebeğinize evde hazırladığınız mamalarda tuz kullanmamalısınız.Çünkü mama için kullandığınız sebzeler ve tahılların içersinde bebeğinize yetecek kadar tuz bulunur.Ülkemizde yaygın olarak kullanılan baharatlardan da uzak durmalısınız. Bakla ve Patlıcan Bebeğinizin mamasına birçok sebzeyi azar azar koymak gerekir.Ancak bunlardan bakla ve patlıcan ilk yıl içinde kullanılacak sebzeler değil.Çünkü bakla favizm denen bir hastalığa yol açıyor.Patlıcan ise hemen hemen hiç mineral ve vitamin içermediğinden kullanmanızda bir yarar yok. Yumurtanın Akı Bebeğinizde alerjiye yol açabilen diğer bir besin de yumurta.Bu nedenle yumurtanın sarısına azar azar başlanmalı.Bir hafta içinde bir tam sarıya ulaşabilirsiniz.Ancak yumurtanın akına ise bir yaşından önce başlanmaması gerekiyor. Kahve ve kola çocklarda kabızlığa yol açıyor Kafeinli içeceklerin(kahve,kola) çocuk beslenmesinde yeri yok.Kafein huzursuzluk,sinirlilik,çarpıntı ve bağımlılık yapabiliyor.Ayrıca kola gibi içeceklerde kafeinin yanı sıra yüksek oranda şeker ve sodyum tuzu bulunmaktadır.Bu da hem böbreklerin yükünün artmasına hem de şişmanlığa yol açtığı gibi demirin emilimini de engelleyebilir.Ayrıca hiç vitamin içermediğini de aklınızdan çıkarmayın.Bu içeceklerin başka bir zararı da kabızlığa da neden olmasıdır. Çay da çocuklar için uygun bir içecek değil Çay besinlerdeki demiri bağlayarak demir eksikliği anemisinin gelişmesine neden olur.Ihlamur,rezene ,adaçayı gibi bitki çayları ise çocuklara çok fazla olmamak koşuluyla verilebilir.Bunların rahatlatıcı etkileri olduğu gibi soğuk algınlığı ve öksürüğe de iyi gelebilir.Ancak verilecek türü ve miktarı bir uzmana danışmanızda fayda var. Çiğ balık Balık ilk yıl içinde çocuğa verilebilen önemli bir besindir.Ancak alerji yapabileceğinden dikkatli bir şekilde mama listesine eklenmelidir.Çiğ balık ise çocuk için uygun bir besin değildir.Çiğ balığın bebeklere verilmesi bazı parazitlerin vücuda girmesine ve bunun sonucu bir çeşit kansızlığa yol açabiliyor.Ayrıca kirli sularda tutulan balıklar hakkında da dikkatli olmanız gerekiyor. Salam gibi besinler de önerilmiyor Çünkü bu besinler çok yağlı ve yüksek kalorili olduğundan çocuklarda şişmanlığa yol açabilir.Ayrıca pişmemiş oldukları için besin zehirlenmelerine de yol açabilirler.Sosis de önerilmeyen yiyeceklerdendir. Krema Krema da çabuk bozulan ve kontamine olabilen bir besindir.Kontamine olmuş kremayı yiyen bir çocukta saatler içerisinde ishal ve kusma ortaya çıkabilir.Bu besinin çok tüketilmesi de şişmanlığa yol açabilir. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Bebeğinizi nasıl beslemeli
| İlk besin anne sütü Bebeğiniz için ilk aylarda gerekli olan tek besin elbette anne sütüdür. Ek gıdalarla başlayıncaya kadar ve ilk 6 ayda temel beslenme biçimi anne sütü ile beslenme olmalıdır. Uzmanlar ilk 4- 6 ayda bebek için gerekli olan besin değerlerinin anne sütü ile karşılanabileceğini, bebeğin kilo alımı ve gelişimi yeterli ise başka bir ek besine ihtiyacı olmadığını belirtmektedirler. Gerçektende bebeğin sindirim sistemi ve metabolizma ihtiyaçları göz önüne alındığında anne sütü yeterlidir ve bağışıklık sisteminin gelişmesi için gereklidir. Katı gıdalara başlarken Hangi meyveler 4. aydan itibaren bebeklere verilecek meyvelerin başında elma geliyor. İçeriğinde yüzde 50-80 su- yüzde 20-25 karbonhidrat bulunan elmada C,A,B vitaminleri bulunuyor. Ayrıca selüloz, pektin gibi minerallerde içeren elma çocuğunuz yüzde 50-60 kalori verir. Özellikle içinde bulunan yüksek miktardaki pektin maddesi nedeniyle çocuk ishalleri tedavisinde kullanılmaktadır. Bebeğinize elma suyu ya da püresi hazırlamak için : Bebeğe verilecek meyvelerden biride muzdur. Yüzde 50-60 su olan muz, yüzde 20’si karbon hidrat içerir. İçin de C,A vitamini de bol miktarda bulunur. Mineral bakımından zengin olan muzu, az miktarda süt ya da meyve suyuyla karıştırarak ezip süzgeçten geçirdikten sonra bebeğinize verebilirsiniz. Bebeğinizin dişleri çıkmaya başladıkça meyveleri kemirebileceği şekillerde hazırlayıp verebilirisiniz. Kış için en ideal gıda : çorbalar Kabak, karnabahar, brokoli, havuç, patates, ıspanak gibi sebzelerden hazırlayabileceğiniz sebzelere pirinç, mercimek gibi bakliyatları ekleyerek bebeğiniz için hem doyurucu hem de kalorisi yüksek bir sebze çorbası hazırlayabilirsiniz. Bebeğinizi yeni tatlarla tanıştırırken azar azar ve sırayla eklemeler yapmanız gerekir. Örneğin bir hafta fasulyeyi eklemişseniz o süre boyunca bebeğinizin alerjik bir reaksiyon verip veremediğini kontrol etmelisiniz. Sonraki haftada diğer sebzeyi ekleyebilirsiniz. Ayrıca tarhana, yoğurt, sade mercimek çorbası gibi tatlar bebeğinizin hoşuna gidecektir. Bu çorbaları dönüşümlü olarak verebilirsiniz. Sabah kahvaltısından önce verilecek bir kaşık pekmez, bebeğinizin demir ve kalsiyum ihtiyacını karşılamada önemeli bir yer tutacaktır. Sade olarak veriler pekmezi sonraki aylarda tahinle karıştırarak besin değerini yükseltebilir yemesi daha zevkli bir hale getirebilirsiniz. Süt ve süt ürünleri çocuk beslenmesinde önemli bir yer tutar. 1 yaşında küçük çocuklar için inek sütü önerilmiyor ama peynir, yoğurt gibi ürünleri çocuklarınızın menüsünden eksik etmemeniz gerekiyor. Sabah kahvaltısında peynir, yumurta, çok az tereyağı biraz ekmek veya bisküviden oluşan menü güne başlangıç için iyi olur. Henüz pütürlü veya küçük parçalı gıdaları yiyemeyen çocuğunuz için bu besinleri hazır mamalarla yumuşatarak verebilirsiniz. Bebeğiniz bir yaşına yaklaşmışsa sizin sofranızda bulunan pek çok gıdayı tüketebilir. (beyin, bal, inek sütü hariç) pilav, makarna, sebze ve et yemekleri, balık bunlar arasında sayılabilir. Ancak bu gıdaları bebeğinize sunarken sindirim sistemi zorlamamasına, çok gaz yapıcı özelliği bulunmamasına ve tabi ki alerji yapıp yapmadığına dikkat etmek gerekiyor. BEBEĞİNİZİN GÜNLÜK MENÜSÜNDEKİ İHTİYAÇLARI PROTEİN: Günde 2 çorba kaşığı yumurta sarısı, bir parça et, süzme peynir ve yoğurt yeterli olur. Bu dönemde protein esas olarak hala anne sütünden veya hazır mamalardan sağlanır. KALSİYUM: Anne sütü veya hazır mamadaki miktar bebek için yeterli olur. Ancak katı gıdalara geçişte peynir, yoğurt gibi tam kalsiyum içeren gıdalar eklenmelidir. HUBUBAT VE DİĞER KOMPLEKS KARBONHİDRATLAR : Fincan mercimek, fasulye veya bezelye püresi ya da yarım dilim kepek ekmeği örnek olarak verilebilir. Bu besinlerle günde 2 defa yapılacak bir servis bebeğin ihtiyacı olan vitamin, mineral ve bir miktarda protein ihtiyacını karşılar. VİTAMİNLER : Kış kabağı, patates, havuç, brokoli ile hasırlanmış püreden minik bir kase A vitamini için yarım fincan portakal suyu C vitamin için, bir iki çorba kaşığı elma ya da muz püresi diğer vitaminler için bebeğinizin menüsünde olabilir. YAĞ :Bebeğinizin aldığı süt ve süt ürünleri tam yağlı ise yeterli kolestorolü büyük ölçüde alır. Ayrıca çorbasını veya başka bir sebze yemeğini hazırlarken kullanacağınız yağ (zeytin yağı ya da tereyağı ) da günlük ihtiyacı için yeterlidir. DEMİR : Demir eksikliğine bağlı kansızlık yaşamaması için bebeğinize demir takviyeli mama, ayrıca yumurta sarısı, pekmez verebilirsiniz. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Bebeğiniz hangi ayda hangi değişimleri gösterir
| Yaşamın ilk yılı gerek sizin gerekse bebeğiniz için sürprizlerle dolu, mucizevi bir dönemdir. Siz anne olmanın getirdiği farklı duygulan yaşarken, bebeğiniz yeni dünyaya alışmak, adapte olmak ve elbette büyümekle meşguldür. Bebekler ilk yıllarında fiziksel, motor, psikolojik ve sosyal anlamda hızla gelişirler. Bebeklerinin doğduğu günü dünmüş gibi hatırlayan anneler, birinci yılın sonunda bebeklerinin nasıl bu kadar hızlı büyüdüğünü şaşkınlık ve sevinçle izlerler.
Elbette birçok annenin en çok merak ettiği soruların başında “Bebeğimin gelişimi normal mi?” gelir. Bebeğin kilosu, boyu, hareketleri, görmesi, çevresi ile iletişimi, emeklemesi, diş çıkarması gibi özellikleri büyük bir dikkatle izlenir. Her bebeğin gelişim ve özellikleri birbirinden farklı olsa da, yıllar süren araştırmaların sonucu ortaya çıkan ortalama değerler mevcut. Aşağıdaki tabloda bebeğinizin hangi ayda hangi fiziksel, motor ve psikososyal özellikleri gösterebileceğini bulacaksınız. Ancak her bebek birebir bu tabloya uymayabilir. 1-2 ay önce veya sonra o özelliği gösterebilir. Bebeğinizin gelişimi ile ilgili merak ettiğiniz konulan doktorunuzla görüşebilir, sorularınıza daha detaylı cevaplar bulabilirsiniz. BİR AYLIK İKİ AYLIK ÜÇ AYLIK DÖRT AYLIK BEŞ AYLIK ALTI AYLIK Bebeğiniz artık öğrenme sürecinde aktif rol oynamaya ve beş duyusunu koordine etmeye (dokunduğu şeye bakar, işittiği şeyi araştınr, tattığı şeyi eller gibi) hazır durumdadır. “Yabancı endişesi” henüz gelişmediğinden herkesle kolayca ilişki kurar. Kavrama yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Önce isimler (anne, baba, kardeş gibi) tanınmaya başlar. Ardından temel sözcükler (hayır, biberon, baybay gibi) gelir. YEDİ AYLIK SEKİZ AYLIK DOKUZ AYLIK ON AYLIK ONBİR AYLIK ON İKİ AYLIK |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Doğumdan hemen sonra bebekte yapılması gereken tetkikler
| Yenidoğan bebeklik ve süt çocukluğu döneminde yapılan tarama testlerinin maksadı,kalıcı zeka geriliğine yol açabilen önceden tespit edildiğinde önlenebilen bazı hastalıkların tespit edilmesi ve tedbir alınmasıdır. Evlenmeden önce genetik danışmanlık ile resesif geçişli hastalıklara sahip olan şahısların evlenmesine müsaade etmemek veya tedbir almaları için yol göstermek. Örnek:Ülkemizde Akdeniz bölgesinde yaygın olarak thalassemi taşıyıcılığı vardır.Kan tetkikleri ile taşıyıcılar tespit edilip taşıyıcılara evlenme konusunda rehberlik yapılmaktadır. Gebelik esnasında ise anne ve doğacak bebeğin sağlığı için; -Anne ve babanın kan grubu -Şeker hastalığı araştırması -Hepatit B taşıyıcılığı -Frengi -Gerektiğinde Toksoplazmozis -İdrar yolları enfeksiyonları araştırılması gereklidir. -Gebeliğin 6.ayında evvelce tetanoz aşısı olmuş anne adaylarına bir kez,aşı olmamış olanlara iki kez olmak üzere aşı uygulanması. -14 yaşını doldurmuş kız çocuklarda aşılanma uygulanmamış ise kızamıkçık taraması,gerekirse aşı uygulanması Doğumu takibeden ilk saatlerde; -Kanşekeri -Kangrubu -Hematokrit düzeyi bakılması gerekir. -Bilhassa gebelikte annede şeker hastalığı varlığı veya şüphesi bebekte kan şekeri takibi açısından son derece önemlidir. -Bebek anne sütü ile yeterince beslendikten sonra 72 saat ile 10 gün arasında; Fenilketonüri Hipotiroidi(neonatal TSH) taramaları için topuktan kan alınması. -Aileden alınan bilgiler doğrultusunda başka şüpheli metabolik hastalık tarif ediliyorsa ona uygun taramaların yapılması gerekir. Örnek:-İdrarda redüktan madde -Thalassemi taramaları gibi. -Yenidoğan bebeğin muayenesinde bütün vücut solunum ve dolaşım sistemi muayene edilmesi ağız boşluğunun kontrolü,gözlerin açık halde görülmesi ve kendiliğinden hareket ettiğinin tespit edilmesi.,kalça çıkığı açısından kalçanın muayenesi gerekirse 1 ay ile 3 ay arasında ultrasonografik olarak değerlendirilmesi. -1 yaşta psikolog ile görüşme -2.5 yaşta göz muayenesi -Okul öncesi çağda işitme muayenesi hiç şikayeti olmayan çocuklarda yapılacak tarama maksatlı muayenelerdir.Herhangi bir şikayeti varsa yahut muayeneler esnasında tespit ediliyorsa o durum üzerinde hemen ayrıntılı inceleme yapılması gerekir. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Çocuklarda burun kanaması
| -Anne burnum kanıyor! Bu sözü duyan annenin telaşlanmaması mümkün değil. “Ne oldu? Bir yere mi çarptın? Yüzüne top mu geldi?” gibi sorularla beraber kanamayı durdurmaya yönelik ilk müdahale yapılır. Çoğunlukla birkaç dakikada duran, basit bir nedene bağlı, önemsiz bir kanama olan burun kanaması ile ilgili bilgileri sizler için derledik. Burun kanaması nedir? Ancak, bir darbe yada kaza sonrası başlayan kanama özellikle yoğun olarak ve başka semptomlarla (baş dönmesi, bulantı, bilinç kaybı, gözlerin kararması gibi) birlikte görülüyorsa acilen doktora başvurulması gerekir. Neden olur? Ne yapmalı? 1-Çocuğunuzu dik oturtun yada ayağa kaldırın. Başını öne doğru eğdirin. Böylece kanı yutmasını yada kanın boğazdan aşağı doğru inmesini engellemiş olduğunuz gibi kusmasını, midesinin bulanmasını da önüne geçersiniz. 2-Çocuğunuzun burun deliklerini baş ve işaret parmakları arasında sıkıştırın. Çocuğunuz büyükse bunu kendisi de yapabilir. 10 dakika süresince bu basıncı uygulayın bu süre içinde ağzından nefes alıp ermesini sağlayın. 3-10 dakika dolmadan burun deliklerinin üzerinden parmaklarınızı çekmeyin. Kanama durmuş mu diye bile olsa basınç uygulamasını kesmeyin. Bu arada çocuğun rahat olması gerekiyor 4-10 dakika sonra parmaklarınızı yavaşça çekerek basıncı azaltın. Kanamanın kesilip kesilmediğini kontrol edin. Eğer kanama devam ediyorsa aynı uygulamayı 10 dakika daha uygulayın. 5-Eğer kanama durduysa, çocuğunuza sakin olmasını söyleyerek 1-2 saat gülmemesi, burnunu sümkürmemesini söyleyin. Böylece burnunu tahriş etmemiş olur. İsterseniz kanama durduktan sonra burnunun üstüne küçük bir buz torbası koyabilirsiniz. Ancak iki kez 10’ar dakikalık basınç uyguladığınız halde kanama durmadıysa, çocuğunuzun aşırı kan kaybettiğini düşünüyorsanız hemen doktora başvurmalısınız. Ayrıca çocuğunuzun ağzından da kan yada kahve telvesi gibi uzun süre midede kalmış pıhtılaşmış kan geliyorsa doktora başvurmalısınız. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Çocuklarınızın yedikleri alerji yapar mı
| Son yıllarda yapılan araştırmalar, katkı maddelerinin küçük çocuklardaki hiperaktivite ve dikkat eksikliği gibi psikolojik bozukluklarda da rolü olabileceğini ortaya koydu.
Yiyeceklerimize, içeceklerimize renk, koku, tat vermek ve onların uzun süre bozulmalarını önlemek için kullanılan binlerce katkı maddesi var. İlaçlarda ve kozmetik ürünlerde de yaygın olarak kullanılan bu katkı maddelerinin, duyarlı kişilerde başta allerjiler olmak üzere, astım, migren tipi baş ağrıları, karaciğer büyümesi, kanser, depresyon ve çeşitli ruhsal bozukluklar… gibi pek çok hastalığa, neden olabilecekleri ileri sürülmüştü. Son yıllarda yapılan araştırmalar, katkı maddelerinin küçük çocuklardaki hiperaktivite ve dikkat eksikliği gibi psikolojik bozukluklarda da rolü olabileceğini ortaya koydu. Aslında, ilk kez 30 yıl önce çeşitli yiyeceklerin ve katkı maddelerinin çocuk psikolojisini etkileyebileceği ileri sürülmüş ve o zamandan beri yapılan bir çok araştırmada çelişkili sonuçlara ulaşılmıştı. EN SON ARAŞTIRMA Araştırma kapsamına alınan 277 çocuğun, 75’inde hiperaktivite, 79’unda allerji ve 36’sında hiperaktivite ve allerji birlikte bulunurken, 87 çocukta ise ne allerji ne de hiperaktivite vardı. Araştırma, çeşitli cips, şekerlemeler ve gazozlarda çok sık kullanılan tartrazin(E102), karmen kırmızısı(E122), günbatımı sarısı(E110) ve ponceau 4R(E124) gibi renk verici maddelerin ve koruyucu bir madde olan sodyum benzoatın (E211) çocukların davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için düzenlenmişti. Araştırmada, çocukların diyetinden yapay renklendiriciler ve sodyum benzoat çıkarıldığında, çocuklardaki davranış bozukluklarının düzeldiği, bu maddeleri içeren içeceklerin verilmesiyle davranış bozukluklarının tekrar ortaya çıktığı belirlendi. Elbette, tek bir araştırmanın sonuçlarına dayanarak bu tür katkı maddelerinin yasaklanması söz konusu değildir. Çünkü, Avrupa Birliği, katkı maddeleri için çok sıkı denetimler uygulamaktadır. Bu ülkelerde, yiyecek ve içeceklerde, E-sayıları ile tanımlanan katkı maddelerinin kullanılmasına izin verilmiştir. Ancak, yine de, özellikle allerji ya da hiperaktivite sorunları olan çocukların katkı maddesi içeren ürünlerden uzak tutulmaları daha doğrudur. KATKI MADDELERİ VE NEDEN OLDUKLARI RAHATSIZLIKLAR Aspartam Aspartam yan etkileri bakımından en çok suçlanan katkı maddesidir. Bunlar, kaşıntı, döküntü, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, yorgunluk, depresyon, solunum güçlüğü, çarpıntı ve çeşitli allerjik reaksiyonlardır. Benzoik Asit Benzoik asit, astım, deri döküntüleri… gibi çeşitli allerjik raksiyonlara neden olur. Aspirin allerjisi olan kişilerin daha dikkatli olmaları gerekir. BHA ve BHT Bu maddelerin, karaciğer büyümesi, deri döküntüleri yapabildikleri gibi kanser riskini artırabilecekleri de ileri sürülmüştür. Karmen kırmızısı Karmen kırmızısı, derideki basit döküntü ve kaşıntılardan, ölüme kadar gidebilen anaflaktik şoka neden olduğu bilinen bir maddedir. Glutamat Glutamat aç karına çok miktarda ya da sıvı şeklinde alındığında baş ağrısı, boynun arka tarafında, önkolda ve göğüste yanma hissi, kol ve bacaklarda, yüzde veya başta sızlama ve karıncalanma, göğüs ağrısı veya göğüste sıkışma hissi, çarpıntı, bulantı, ishal, terleme…gibi şikayetlere neden olur. Sinir sisteminin aşırı uyarımına bağlı olarak allerjik reaksiyonlar görülebilir ve hatta Alzheimer ve Parkinson gibi nörolojik hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Nitrat ve nitritler Parabenler Parabenler, deride kızarma, kaşıntı şişme gibi reaksiyonlara ve duyarlı kişilerde anaflaktik şoka neden olabilirler. Sülfitler Astım krizleri, kusma, ishal, karın ağrıları… gibi allerjik reaksiyonalara neden olurlar. Şarap içilmesine bağlı baş ağrılarının nedeni de sülfitlerdir. Tartrazin |
| Kaynak: Prof. Dr. A.Rasim Küçükusta |
Altını Islatma Bir uyum ve Davranış Bozukluğu
| Çocuklar genellikle 18-24 aylar arası tuvalet eğitimi almaya hazırdır. Gelişimi normal olan çocukların bir çoğu 2-3 yaş döneminde tuvalet gereksinimini haber verir, ancak bu yaşlarda organları üzerinde tam kontrol sağlayamadıkları için zaman zaman altlarını ıslatabilirler. Bu nedenle, 4 yaşına kadar arada sırada görülen altını ıslatma davranışı normal karşılanabilir. Çocuğun gelişimi normalse, tuvalet eğitimini normal dönemde aldıysa ve 4 yaşında olmasına rağmen gece veya gündüz altına kaçırma davranışı zaman zaman da olsa devam ediyorsa, çocuğun duygusal bir sorunu var demektir. Bu nedenle, anne-babaların kritik yaşlarda ortaya çıkan bu davranışı çok iyi takip etmeleri gerekir. Aileler genellikle `normal kabul edilen alt ıslatma davranışı` ile `uyum bozukluğu olarak kabul edilen alt ıslatma davranışı` arasında ayırım yapmanın zor olduğunu ifade eder. Anne-babalar aşağıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak bu ayırımı daha kolay yapabilirler. Aşağıdaki kriterler karşılanıyorsa, çocuğun, `alt ıslatma` davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilmeli ve bir uzmandan yardım alınmalıdır; çocuğun, fiziksel, hareket, dil ve zeka gelişimi normalse, - tuvalet eğitimini aldıysa, - 4 yaşındaysa, - aralıkla da olsa gece ve/veya gündüz altına kaçırma davranışı varsa, alt ıslatma davranışı psikolojik bir soruna işaret ediyor demektir. Alt ıslatma davranışı her zaman psikolojik bir sorundan kaynaklanmayabilir; organik bir bozukluk olup olmadığı mutlaka saptanmalıdır. Bunun dışında ateşli hastalıklar ve idrar yolu enfeksiyonları da altını ıslatma davranışına yol açabilir; bu durumlarda ortaya çıkan altını ıslatma davranışı kısa süreli ve geçicidir. Bazı anne-babalar çocuklarının bilinçli olarak altlarını ıslattıklarını düşünebilir. Bu nedenle çocuklarını yargılayan, suçlayan, hatta cezalandıran aileler vardır. Oysa, çocukların büyük bir çoğunluğu, bilinçli olarak altlarını ıslatmazlar. Bilinçli olarak ıslatsalar bile, çevrelerine bir mesaj vermek için, yani rahatsız oldukları durumları ifade etmek için bunu yaparlar. Her iki durumda da ailelerin, cezadan ve suçlayıcı tavırlardan uzak durmaları gerekir. Bu tip baskıcı tutumlar sorunu artırmaktan başka bir işe yaramaz. Çoğunluğu bilinçsizce ortaya çıkan bu davranışı anlamak için alta kaçırma davranışının nasıl oluştuğunu bilmek gerekir; vücudumuzdaki kasların bir kısmını kendi irademizle denetleyebiliriz, ancak bir kısmı irademiz dışında hareket eder. Herhangi bir duygusal sorun yaşadığımızda, kaygı, korku veya gerginlikle idrar torbasını meydana getiren kaslar da vücudumuzdaki diğer organların kasları gibi harekete geçebilir. Tuvalet eğitimini yeni almış çocuklar bu organın kasları üzerinde yeterince kontrol sağlayamadıkları için altlarına kaçırırlar. Çocuklarda `alt ıslatma` davranışının geceleri daha çok görülme sebebi de, çocukların bu kasları gece daha zor kontrol edebilmeleridir. Birçok uyum ve davranış bozukluğunda olduğu gibi `altını ıslatma` davranışı da sorunu gidermeye çalışan anne-babaların yanlış tutumları nedeniyle, - tırmanarak artabilir, - tırnak yeme, dikkat dağınıklığı, kıskançlık gibi yeni uyum ve davranış bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olabilir, - öz-güven eksikliği, içe kapanıklık, aşırı kaygılı olma gibi sorunların ortaya çıkmasına katkıda bulunarak kişilik gelişimini olumsuz etkileyebilir. `Alt ıslatma sorunu` olan çocukların anne-babaları aşağıdaki konularda dikkatli davranarak, sorunun artmasını ve yeni sorunlara sebebiyet vermesini engelleyebilirler. Sorunun çözümü için; temelinde neler yattığını bulmak ve sebepleri ortadan kaldırmak için ise mutlaka profesyonel yardım almaları gerekir. Lütfen, 4 yaşından sonra devam eden alt ıslatma davranışını önemseyin ve çevrenizden önerilen yöntemler ve kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek yerine bir psikoloğa başvurun. Her çocuğun altını ıslatma davranışının altında yatan sebepler farklıdır ve bu sebepler ancak titizlikle çalışılarak ortaya çıkarılabilir. Alt ıslatma davranışının çok yaygın bir sorun olması, geçici ve önemsiz olduğu anlamına gelmez, aksine ileriki yaşlarda okul başarısızlığından, içe kapanıklığa kadar pek çok önemli soruna neden olabilmektedir. Ailelerin altını ıslatma davranışı olan çocuklarla ilgili dikkat etmesi gereken konular ve kaçınmaları gereken tutumlar aşağıda özetlenmiştir; - sorunu çözmek için baskıcı ve aşırı disiplinli tutumlardan, - çocuğun bu durumunu kardeşleri dahil başkalarıyla onun yanında paylaşmaktan, - alaycı ve küçümseyici tavırlardan, - altını ıslatma davranışı için çocuğu cezalandırmaktan, - bu davranışın ortadan kalktığı durumlarda çocuğu ödüllendirmekten*. - bu davranış nedeniyle ortaya çıkan sorunlardan (çamaşır vb.) şikayet etmekten, - bu davranışı olmayan çocuklarla çocuğu kıyaslamaktan, - altını ıslatmasını bahane ederek çocuğun taleplerini reddederek yiyecek ve içeceklerine sürekli kısıtlamalar getirmekten ve* - tuvalete tutmak için çocuğun gece uykusunu çok sık bölmekten kaçınmaları gerekmektedir*. * Ödüllendirme, gece tuvalete tutma ve içecek kısıtlaması, `alt ıslatma davranışının` bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilmediği durumlarda, bazı uzmanlar tarafından belirli bir süre uygulanmak koşuluyla, önerilebilmektedir. Bu yöntemler, `alt ıslatma davranışının` bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edildiği durumlarda, çok nadiren bazı çocuklarda davranışı unutturmakta işe yarayabilir, ancak sorunu çözmekten çok baskıladığı (unutturduğu) için sağlıklı ve kalıcı bir çözüm yaratamamaktadır. Bu durumlarda, sorunun sebebi ortadan kalkmadığı için, sorun ya bir süre sonra yinelenmekte veya kendini yeni bir soruna bırakmaktadır. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Kekemelik
| Kekemelik, çocuklarda genellikle okul öncesi yaşlarda ortaya çıkan, altını ıslatma, kıskançlık, yeme bozuklukları, tırnak yeme, parmak emme gibi bir uyum ve davranış bozukluğudur. Kekemelik, eğer herhangi bir organik bozukluğa bağlı değilse, psikolojik kökenlidir. Psikolojik kökenli olmayan kekemelik ve konuşma problemleri bir uyum ve davranış bozukluğu olarakkabul edilemez. Genellikle, erkek çocuklarda ve 2-4 yaşları arasında ortaya çıkan kekemeliğin farklı sebepleri vardır. Bu sebepler çok çeşitli olmakla birlikte aşağıdaki gibi 4 ana başlıkta özetlenebilir; Travmatik yaşantılar ve korkular - yangın, deprem gibi olaylar - tüp patlaması, bina çökmesi gibi olaylar - trafik kazaları - hastalık ve ameliyatlar - bir kavgaya tanık olma - hayvandan korkma - sesle korkutulma Aile içi sorunlar - evdeki kavgalar ve huzursuzluklar - çocuğa uygulanan şiddet - anne-baba arasındaki şiddet Kayıp ve ayrılık - ölüm nedeniyle aileden birinin kaybı - boşanma nedeniyle anne-babadan ayrılma - beklenmedik seyahatler nedeniyle ayrılık - evcil hayvanın ölümü veya hayvandan ayrılma Hatalı anne-baba tutumları - baskıcı, aşırı disiplinli aile tutumları - aşırı koruyucu aile tutumları - alaycı, aşağılayıcı aile tutumları Psikolojik kökenli kekemeliklerin bir kısmı geçicidir, büyük bir çoğunluğu ergenlik dönemine kadar devam eder, bir kısmı ise 20 yaşlarından sonra azalır ancak dönem dönem yeniden ortaya çıkar. Çocukluk döneminden sonra devam eden kekemelikler stres, kaygı ve heyecan nedeniyle zaman zaman artabilir. Çocuklarda da, kekemelik sürekli olmayabilir; kaygı ve heyecanla zaman zaman artabilir, bazen kısa sürelerle de olsa tamamen ortadan kalkabilir. Çocuklarda görülen psikolojik kökenli kekemelik, çocuğun çevresindeki kişilerin yanlış tutumlarıyla iyice kuvvetlenebilir ve pekişebilir. Anne-baba bu konuda dikkatli davransa bile, çocuğun etkileşimde olduğu diğer aile bireyleri, okul arkadaşları, öğretmenleri ve komşuların yaptığı hatalar nedeniyle çocuğun kekemeliği artabilir veya kekemelik nedeniyle başka sorunlar ortaya çıkabilir. Kekemelik nedeniyle ortaya çıkabilen diğer sorunlardan bir kaçı; öz-güven eksikliği, başarısızlık kaygısı, çeşitli korkular, okul başarısızlığı ve içe kapanıklıktır. Bu nedenle, ailelerin, kekemeliğin kendiliğinden geçmesini beklemeleri doğru değildir. Kekemelik kendisi bir sorun olmanın ötesinde, yeni sorunlara da sebep olabildiği için, anne-babaların en kısa zamanda bir uzmandan yardım almaları gerekir. Aileler gittikleri uzmandan, yalnız kekemeliğin tedavisi için değil, kekeme çocuğa karşı tutumlar ve kekemeliğe bağlı gelişebilecek yeni sorunların önlenmesi için yapılması gerekenlerle ilgili de yardım almalılar. Kekemelik sorunu olan çocuk bir uzmanın kontrolünde olsa bile, anne- babalara ve çocukla etkileşimde olan herkese düşen görevler vardır. Kekemeliği olan çocuklarda aşağıdaki noktalara dikkat etmek gerekir; • Çocuk konuşurken, konuşması düzeltilmemelidir. • Konuşmasını dinlerken sabırsız ve sinirli davranmamalı, başka şeylerle ilgilenilmemelidir. • Konuşmasıyla alay edilmemeli, çocuk küçümsenmemelidir. • Konuşmaları taklit edilmemeli, başkalarının taklit etmesi de önlenmelidir. • Dikkatini konuşmasına vermesi önlenmelidir; sık sık konuşturmak, güzel konuşmasını öğretmeye çalışmak gibi davranışlar, konuşma sorununun altını çizeceği için kekemeliği artırır. • Kendine güven kaybını önlemek için diğer alanlarda yaptığı olumlu şeyler övülmeli, küçük sorumluluklar vererek yaptıkları onaylanmalıdır. • Anne-baba olarak aşırı baskıcı ve koruyucu tutumlardan uzak durulmalıdır. • Çocuk, kardeşlerle ve diğer çocuklarla kıyaslanmamalıdır. • Çocuk sık sık eleştirilmemeli ve azarlanmamalıdır. • Heyecanlandığı durumlarda sakinleştirmeye çalışılmalıdır. • Başkalarına onun yanında kekemeliğinden söz edilmemelidir. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Çocuğunuzun doktordan korkmaması için
| Çocuğunuzun doktorun odasına girer girmez huysuzluk yapmasını,ciyak ciyak ağlamasını istemiyorsanız bebeklik döneminden itibaren dikkatli davranmanız gerekir.Sizin ve doktorunuzun olumlu yaklaşımı bebeğinizin muayeneyi bir oyun gibi algılamasına yol açar.Çocuğunuzun doktordan korkmaması için neler yapmamız gerekir diyorsanız işte sizin için derlediklerimiz…..
Eğer 2 yaşındaki bebeğiniz doktorun odasına girer girmez huysuzlanmaya ve ağlamaya başlıyorsa bilin ki hafızasında kalan görüntülerin,yaşadığı kötü deneyimlerin etkisi altındadır.Boğazına sokulan çubuk nedeniyle kusmak istediğini,ara sıra iğne yiyerek canının acıdığını hatırlamış olabilir.Bu anıların tekrar edeceği korkusuyla istemediğini anlatmaya çalışıyor,bu yüzden ağlamaya devam ediyordur. Böyle bir durumu yaşamak hiçbir anne için hoş değil.Üstelik bu ağlamaların ,ağlama krizine dönüşme ihtimali de vardır.İlerisini düşünerek bazı tedbirler almanızda fayda var.Doktor muayenesinde sakin ve huzurlu olması için şimdiden neler yapmalıyım diye düşünüyorsanız işte sizin için derlediklerimiz… Fotoğraf gösterin Küçük bebeğinizin doktor odası ve muayenesi hakkında bilgilenmesi onun korkusunun azalmasının ilk adımıdır.Bunun için öncelikle muayene edilen bir çocuk fotoğrafı bularak ya da çocuk muayenesini içeren bir öykü kitabı alarak işe başlayabilirsiniz.Resim ya da fotoğraflarda görülen muayene odasındaki eşyaların ne işe yaradığını anlatmaya çalışın.Bunu komik ve eğlenceli hale getirirseniz ilgi duymasını sağlayabilirsiniz. Doktoru Anlatın Çocuğunuzun kendini iyi hissettiği anlarda çok sık olmamakla birlikte doktoru ve odasını anlatmaya çalışın.Doktorların çok iyi insanlar olduğunu,çocukların hastalanmasını sağlayan mikropları ilaçlarla yok ettiğini,iyileştirdiğini,iyileşen çocukların daha çok oynayabildiğini söyleyin.Kendi hastalığınızdan örnek vererek ,doktora nasıl gittiğinizden ,doktorun verdiği ilaçlarla nasıl hemen iyileştiğinizden bahsedebilirsiniz. Doktorculuk oynayın Çocuklar için oyun oynamak temel ihtiyaçlardandır.Bu dönemde oyunlarının arasına doktorculuğu da katabilirsiniz.Öncelikle ona bir oyuncak doktor çantası alın.Çocukların en çok hoşlandığı alet steteskoptur.Siz hasta olun o da doktor.Steteskopu kulaklarına takın ve kalbinizi ,sırtınızı,göğsünüzü dinlemesini isteyin.Boğazınızı muayene ettirin.Mikrop görüp görmediğini sorun.Reçete yazmasını isteyin.İlaçları nasıl içeceğinizi sorarak tarif ettirin.Bu oyundaki rolünüz üzgün bir hasta değil ,keyifli bir hasta olmalıdır. Bütün bu yaptıklarınız öncelikle çocuğunuzun doktor odasında neyle karşılaşacağını bilmesine yarar.Yapılan işlemler karşısında kendini yalnız hissetmez. Doktor muayenesine giderken eğer yanına doktor çantasını almak istiyorsa buna karşı çıkmayın.Doktora neler yapılması gerektiğini bildiğini göstermek istiyor olabilir. Doktoru tehdit aracı yapmayın Toplumumuzda sık kullanılan tehditlerden biri de “iğne yapmak”tır.Yaşlı teyzeler,komşular akrabalar “Uslu durmazsan iğne yaparım” ya da “yaptırırım gibi tehditler çocuğunuzun iğne nedeniyle duyduğu acıyı gözünde büyütmesine ve bu acıdan daha çok korkmasına neden olur.Bu korkularla büyütülen çocuğunuz doktorun iğne verdiğini yaşadığı tecrübelerle öğrendiği zaman kıyameti koparır.Doktor-iğne bağlantısını düşünmesi bile yeter.İşte bu yüzden anne baba olarak asla böyle tehditler yapmayın.Çevrenizden gelen tehditleri de engellemeye çalışın.Eğer çevrenizden engelleyemeyeceğiniz bir tehdit alıyorsanız çocuğunuzu hazırlayın.Ona “Herkes iğne yapamaz.İğne yapabilmesi için eğitim alması,okula gitmesi gerekir.Eğer sana başkası iğne yaparım diyorsa inanma!” diyebilirsiniz. Yanlış yönlendirmeyin Sakın doktora giderken başka bir yere gideceğinizi söylemeyin. “Parka götürüyordum,doktorumuzun önünden geçerken hadi bir girelim dedik” türünden bahaneler çocuğunuzun kendisini aldatılmış hissetmesine neden olur.Onun için mutlaka doğruyu söyleyin. Çocuğunuzu muayeneye götürürken “hiç acımayacak” türünden cümleler sarfetmeyin.Boşuna!Çünkü çocuğunuz,gezmeye giderken acıyıp acımayacağı konuşulmadığını bilerek,bu kez acıma ihtimali olan bir yere gideceğini fark eder ve huysuzlanır.Doktor muayenesinde iğne olursa daha da acıdığını düşünür. Doğru zamanda gidin Doktora gitme zamanı konusunda titiz davranın.Acıktığı,uykusunun geldiği zamanları tercih etmeyin.Ayrıca doktorun hasta yoğunluğu olduğu saatleri dikkate alın.Çünkü bu durumlarda çocuğunuz daha sabırsız olacaktır. Ödüllendirin Doktora gitmeden önce beraberce plan yapın.Muayene sonunda onun eğlenebileceği ve zevk alabileceği saatler yaşatın.Bu konuda onun fikrini sorun.Bu beraber bir parka gitmek de olabilir,beraber sevdiği bir yiyeceği bir yemek ya da çok sevdiği bir kişiye gitmek de olabilir.Bu ödül onun sakinleşmesini sağlayabilir.Ancak muayene sırasında huysuzluk yapıp ağladıysa cezalandırmayın.Planınızı uygulamaya koyun.Üstelik bu planları her muayeneden sonra yapın ki çocuğunuz rahatlasın. Korkularınızı yansıtmayın Çocuklar korkmaktan korkar.Bu nedenle çocuklarınıza kendi endişe ve korkularınızı yansıtmayın.Hastalandığını anladığınızda “Eyvah hastalandın!Şimdi doktora gitmek zorundayız” tarzında kurduğunuz cümleler çocukta hastalığa ve doktora karşı bir korku hissi oluşmasına yol açar.Hastalığını anladığınızda yapacağınız tek şey,sakin olmaktır. “Doktora gitme zamanı geldi” demeniz yeterlidir.Muayene sırasında da endişeli ve korku dolu bir yüzle çocuğunuza bakmayın.Ayrıca ses tonunuza da dikkat edin.Özellikle iğne olması durumunda,dışarı çıkmak,yardım etmemek,gözlerinizi kapamak gibi tepkiler vermeyin.Bu çocuğunuzun daha çok korkmasına neden olur. Oyuncaklarınıda götürün Çocuk doktorlarından bazıları bekleme salonlarını çocukların seveceği,oynayabileceği oyuncaklarla donatırlar.Sallanan at,araba,bebek…Bekleme odasında bu oyuncaklar varsa oynamasına izin verin.Eğer doktorunuzun böyle bir salonu yoksa siz de çocuğunuzun sevdiği,taşınabilir bir iki oyuncağı yanında götürebilirsiniz.Peluş köpeği,küçük arabası bekleme sırasında hem rahatlaması hem de eğlenmesini sağlar.Hatta oyuncaklarını muayene odasına götürebilirsiniz. Doktorunuzu uyarın Bir çocuk doktorunun çocuğunuza anlayışlı davranması gerekir.Bunun bir lüks olduğunu düşünmeyin.Çünkü sert ve kaba davranan bir doktor çocuğunuzun korkularının artmasına neden olabilir. Hoşgörülü bir doktor,çocukların tepkilerini bilir ve onların oyalanacağı şeyleri yapmasına izin verir.Steteskopa dokunmak gibi….Ayrıca yumuşak sesle,çocuğu sevdiği yolındaki sözleri de çocuğunuzun rahatlamasına sebep olur.Eğer doktorunuz bu anlayıştan uzaksa değiştirmeyi düşünmenizde hiçbir sakınca yoktur. Onu tebrik edin Muayene sırasında rahat duran çocuğunuzu övün.”Muayene olurken çok akıllı durdun!Aferin sana! diyebilirsiniz.Bu övgü hoşuna gidecek ve bir dahaki muayenede de kendini rahat hissetmesini sağlayacaktır. Ancak muayene sırasında huysuzlanıp ağladıysa azarlamayın.Sabredin ve anlayış gösterin.Bir daha gelmeyeceğim türünden sözlerine “Hastalanınca gelmemiz gerekiyor.Çünkü doktorun seni iyileştirmek istiyor.”diyerek muayeneden kaçışın mümkün olmadığını anlatmanızda yarar var. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |