| Şiddet olaylarının ergenlik döneminde artmasının sebepleri şunlardır;
1- Son yıllarda toplumdaki gelir adaletsizliğinin ve yoksulluk oranının artması. 2- Göç sebebiyle başta büyük kentler olmak üzere çeşitli yerleşim birimlerinde oluşan kontrolsüz yapılaşma ve nüfus artışı. 3- İşsizlik olgusunun verdiği güvensizlik. 4- Kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, arabesk ve fantezi müzik. 5- Sosyal problemlerin çözümünde şiddete başvurma. Aile içi şiddetle okulda şiddet olgusunun olumsuzlukları. 6- Eğitim öğretim alanında üretilen eşitsizliklerin ve haksız uygulamaların artması. 7- Kalabalık sınıflar, rehberlik ve yönlendirmenin olmayışı, yetersiz eğitim almamış kişilerin bu alanda görevlendirilmesi. Öğretmen açıklarını kapatmak için yeterliliğine bakılmaksızın her üniversite mezununun öğretmen olarak istihdam edilmesi. 8- Silahlanma dürtüsünün güdülenmesi, kışkırtılması. 9- Yazılı basınla görsel medyanın şiddet öğeleri içeren program ve haberleri. Düzeysiz, duygusallığı körükleyen dizi filmler. 10- Gelecekten umudu kesme, mutsuzluk ve kendine olan güven duygusunu yitirme. 11- Ülkeyi yöneten siyasilere duyulan güvensizlik. 12- Sürekli değişen eğitim programları, başarı oranının düşmesi, kalitesiz, ezberci, yarışmacı, niteliksiz eğitim sistemine duyulan tepki. 13- Ortaöğretim disiplin yönetmeliğinin katı, yasakçı kuralları ve tek tipleştirme uygulamaları. Gençlerimiz hayatı tanımaya, öğrenmeye ve yorumlamaya çalışıyorlar. Yardıma ihtiyaçları var, destek ve ilgi beklemektedirler. Ailelerinin bakış açısından rahatsızlık duyuyorlar. Sadece derslerine çalışması gereken, üniversite sınavında başarılı olmaları beklenen “Öğrenci” olarak görülmekten sıkılmışlar, çünkü onlar insan. Onlar bizim geleceğimiz. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
29 Aralık 2009
Ergenlik Döneminde Şiddet Olaylarının Artması
Çocuklara ölümü nasıl anlatabiliriz
Ölüm hepimiz açısından anlaşılması ve dayanılması çok zor bir olaydır. Özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların ölümü kavrayabilmeleri ve aile fertlerinden birinin yokluğuna katlanabilmeleri daha da güçtür. Genellikle 3 yaştan önce çocuklar ölümü anlayamazlar. Bu nedenle yaşamlarının ilk 3 yılında yakınlarının ölümü ile karşılaşan çocuklar ölümü diğer yaş grubundaki çocuklara göre daha az korkutucu bulurlar. Çocuklar 4-5 yaş civarında ölümden ve yakınlarını kaybetmekten daha çok korkmaya başlarlar. Bu yaşlarda ölümü geri dönüşü de olabilen çok uzun bir yolculuk olarak algılarlar. Ölen bir yakınları ya da evcil hayvanları için ‘’yeter artık geri dönsün’’ veya ‘’doktora götürelim iyileşsin’’ gibi sözler söyleyebilirler.
Çocuklar ancak 5 yaşından sonra ölümün geri dönüşü olmayan bir olay olduğunu ve yalnızca canlılar için var olduğunu öğrenmeye başlarlar. Altı-7 yaşlarında ise ölüm, hastalıkla ve yaşlılıkla bağdaştırılmaya başlanır. Çocuklar ancak ilkokul yıllarının sonuna doğru, 10-12 yaşlarında ölümün yaşamın sonu olduğunu ve ölen bir canlının asla geri dönmeyeceğini algılarlar. Okul öncesi dönemdeki çocuklara ölümü anlatabilmek için aşağıdaki örnek ifadeleri kullanabilirsiniz;
Tüm canlıların yaşamlarının başladığı ve bittiği bir zaman vardır. Başlangıç ve bitiş arasındaki döneme yaşam denir. Bu yaşayan tüm canlılar için geçerlidir. Örneğin, cicivler yumurtadan çıkınca yaşamaya başlar, büyür, tavuk olur, sonra da yaşlanır ve ölürler. Bu tüm çiçekler, balıklar, kediler ve insanlar için geçerlidir. Tüm canlılar doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Canlıların hiçbiri sonsuza dek yaşamazlar. Ailedeki ölüm, yaşlanmadan kaza veya hastalık nedeniyle gerçekleştiyse, çok ağır bir hastalığın veya iyileşemeyecek kadar ağır yaraların da, yaşlanmadıkları halde canlıların ölümüne neden olabildiğini söyleyebilirsiniz. Yalnız hastalığın, normal hastalıklardan çok farklı olduğunu söyleyin ki, çocuk hastalığa karşı aşırı bir korku geliştirmesin. Tüm canlıların yaşam süreleri farklıdır. Kelebekler, birkaç hafta yaşar, kuşlar 3-4 yıl yaşar, kediler ise 10-15 yıl yaşarlar. Her canlının da kendi yaşam süresi farklıdır. 3 yıl yaşayan bir kuş da olabilir, 6 yıl yaşayan bir kuş da olabilir. Güçlü ve sağlıklı bir kuş, hastalanmaz ve yaralanmazsa diğer kuşlardan daha uzun yaşabilir. Bu insanlar için de böyledir; bazı insanlar 70 yıl yaşar, bazıları ise 90 yıl yaşar. Yaşam süresi yaşayan tüm canlılar için farklıdır, ama tüm canlılar mutlaka bir gün ölürler. Bu her yerde ve herkes için böyledir. Bu açıklamaları yaparken canlıların resimleri gösterilebilir veya renkli kalemlerle çocukla birlikte küçük ve yaşlı canlılar çizilebilir.
Ölüm çocuklara ne kadar iyi anlatılırsa anlatılsın, çocuklar özellikle anne-babalarını veya çok bağlandıkları bir yakınlarını kaybettiklerinde çok ciddi sorunlar yaşayabilirler. Bu sorunlar aşağıdaki gibi özetlenebileceği gibi bunlar dışında da başka sorunlar ortaya çıkabilir;
- Uyum ve davranış bozuklukları (alt ıslatma, çalma, kekemelik, saldırganlık, hırçınlık, parmak emme, tırnak yeme vb.)
- Kabuslar, gece korkuları
- Uykusuzluk
- Yeme bozuklukları
- Ağrılar (baş, karın vb.)
- Bayılma, titreme nöbetleri
- Çeşitli tikler
- Okul başarısızlığı
- İçine kapanma
- Bulantı, kusma
Bu tip sorunlar yaşayan çocukları olan ailelerin, çocuğun bu davranışını bastırmamasını, göz ardı etmemesini ve bu gibi sorunlarla karşılaştıklarında zaman kaybetmeden bir psikoloğa başvurmalarını öneriyoruz. Aileler, bu tip sorunların ölüm olayından hemen sonra yaşanabileceği gibi, yıllar sonra da ortaya çıkabileceğini unutmamalılar.
Ailelerin ve tüm yetişkinlerin yakınını kaybeden çocuğa verdiği mesajlara dikkat etmesi gerekir. Çocuğun ölümle bağdaştırmasının sakıncalı olduğu kavramlarla ilgili mesajlar çocuğa verilmemelidir. Bu tip mesajlar nedeniyle de çocuklar ciddi psikolojik sorunlar yaşayabilirler. Çocuğun topraktan, uykudan korkmasına, Allah’ı cezalandıran bir otorite gibi görmesine veya çocuğun, Allah’ın iyi kulu olmamak için kötü davranışlar sergilemesine neden olabilir. Bunun dışında, bu tip mesajlar nedeniyle çocuk yakınının ölümü nedeniyle sorumluluk, suçluluk veya öfke duyabilir. Bu duygular da çocuğun sağlığını kaybetmesine neden olur.
Çocuğa verilebilecek mesajlara dikkat etmenin yanısıra, bir yakının ölüm haberini çocuğa verirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar da vardır; bunlar aşağıdaki gibi özetlenebilir;
1.) Ölüm haberi, çocuğa aniden verilmemelidir. Kaza, kalp krizi ve bunun gibi ani ölümlerde ölüm haberi verilmeden önce çocuğa kaybedilen kişinin hasta olduğu, durumunun ağır olduğu, doktorların hastanede onu iyileştirmeye çalıştığı gibi sözler söylenerek çocuk ölüm haberine alıştırılmalıdır. Çocuğun durumuna göre bu süre uzun ya da kısa tutulabilir. Ancak çok uzun süreler bu haberin çocuktan gizlenmesi sakıncalıdır. Çocuk ölüm haberini çevredeki diğer insanlardan öğrenebilir veya durumu hissedebilir; bu da çocuğun bu durumdan daha kötü etkilenmesine neden olabilir.
2.) Çocuğun yanında hiçbir şey yokmuş gibi rahat davranmak da, bağırarak kendini yerden yere atarak ağlamak da sakıncalıdır. Çocuğun davranışlarını kontrol altına almaya çalışmak ,böyle bir dönemde çocuğu nasıl davranması konusunda yönlendirmek sakıncalıdır. Çocuklar da yetişkinler gibi böyle bir haber karşısında farklı sürelerle farklı davranışlar gösterebilirler. Çocuğu davranışlarından dolayı eleştirmek ,suçlamak, aşağılamamak gerekir. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin verilmelidir. Çocuk bu konuda konuşması için zorlanmamalı ancak hiçbir zaman geri çevrilmemeli sorduğu sorular yanıtsız yaşına uygun biçimde yanıtlanmalıdır.
3.) Çocuğa ölüm haberini veren kişi çocuğa duygusal anlamda en yakın kişi olmalıdır. Haberi veren kişi ile çocuk ortamda yalnız olmalıdır. Böylece çocuk aldığı habere başkalarının varlığından rahatsız olmadan tepki gösterebilir.
4.) Çocuk olaydan hemen sonra yas tutan diğer aile fertlerinden uzaklaştırılıp başka bir ortama gönderilmemelidir. Yetişkinler gibi çocuklarında bu dönemde bir arada olmaya ve acısını paylaşmaya ihtiyacı vardır.
5.) Okul öncesi dönemdeki çocukları cenaze törenlerine veya ölünün temizlendiği ortamlara götürmek çok sakıncalıdır.
Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr
Çocuk Bakıcısı Ararken Nelere Dikkat Etmeliyiz
Çocukları için doğru çocuk bakıcısını bulmak anne-babalar için en zor deneyimlerden biridir.
Çocuklarını çalışarak büyüten anneler, çocuklarını bir bakıcıya emanet etmenin yaşamlarındaki en zor tecrübelerden biri olduğunu söylerler. Aileler, çok zor olan çocuk bakıcısı arayışı ve doğru bakıcıya karar verme süreçlerinde belli noktalara dikkat ederlerse kendileri ve çocukları için en sağlıklı seçimi kolaylıkla yapabilirler.
• Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,
• Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakmasını isteyin,
• Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,
• Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişinin normal koşullarda çocuğunuz 3 yaşına gelene kadar sizinle çalışmayı düşünüp düşünmediğini öğrenin. Böylece, çocuğunuz kreş yaşına gelene kadar bakıcı değiştirmek zorunda kalmazsınız. Çocuğunuza bakacak kişi akrabanız da olsa bunu onunla konuşmalısınız; çünkü çocukların sık bakıcı değiştirmeleri doğru değildir.
Çocuk yetişkine bağlanır ve onunla duygusal bağ kurar, bebeklik döneminde sık sık değişen bakıcılar çocuğun psikolojisi açısından sağlıksızdır. Ayrıca, her defasında yeni birine alışmaya çalışmak çocuk için de, anne-baba için de yorucudur.
Her ailenin çocuklarına bakıcı ararken belirledikleri özellikler farklıdır, ancak, ailelere hatırlatma olması bakımından, çocuk bakıcısı ararken dikkat edilmesi gereken noktalar aşağıdaki gibi sıralanabilinir;
• Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,
• Aile yaşantısının düzenli olmasına,
• Dakik ve elinin çabuk olmasına,
• Sevecen ve güleryüzlü olmasına,
• Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,
• Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,
• Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,
• İletişim becerisinin olmasına,
• Kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,
• Sabırlı olmasına,
• Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,
• Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,
• Sigara içmemesine.
Çalışacağınız bakıcıya karar vermeden önce mümkünse bakıcıyı evinde ziyaret edin, kendi çocukları varsa onlarla ilişkisini gözlemleyin. Unutmayın, bir bakıcı, sizin çocuğunuza en fazla kendi çocuklarına davrandığı kadar iyi davranabilir. Sizin çocuğunuza, kendi çocuklarına davrandığından daha vicdanlı ve merhametli davranamaz, sizin çocuğunuzu, kendi çocuklarını sevdiğinden daha fazla sevemez.
Ayrıca, bakıcının varsa referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, nüfus cüzdanı örneği vb. gerekli belgeleri temin edin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun. Bunun için gerekirse, bu konuda çalışan, kişillik testleri uygulayan veya çocuk bakıcılarıyla görüşmeler yapan bir psikologdan yardım alabilirsiniz. Koşullarınız gerektirmiyorsa, bakıcının yatılı kalmasını talep etmeyin. Bakıcının yatılı çalışması gerekiyorsa, çocuğunuzla akşamları siz ilgilenmeye çalışın. Çalışan kişinin sosyal ortamından ve ailesinden sürekli ayrı kalması onun sağlığı açısından çok sağlıklı değildir. Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne -baba biraradayken konuşun. Bakıcıdan performansının üzerinde beklentilerinizin olmamasına dikkat edin, ona kendi evindeki gibi rahat edebileceği bir ortam yaratmaya çalışın. Ailedeki herkesin çocuğunuzun bakıcısına sevgi ve saygıyla yaklaşmasını sağlayın. Bu kişinin en kutsal mesleklerden birini icra ettiğini herkese hatırlatın.
Çalışan bir anneyseniz, işe başlamadan önce yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın. Çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın. Birlikte çalıştığınız kişiyi yeterince tanımadan çocuğunuzu bırakmak zorunda kalırsanız, sık sık evinizi arayarak evde herşeyin yolunda olduğundan emin olmaya çalışabilirsiniz veya komşularınızdan, akrabalarınızdan birinden arada bir eve uğramasını rica ederek çocuğunuzu kontrol etmelerini rica edebilirsiniz
Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr
11 Aralık 2009
Sebzelerin Yararları Nelerdir?
| Sebzelerin Yararları Nelerdir? |
| Sebze ve meyveler ne kadar çiğ ve taze yenirse faydaları da o kadar çok oluyor. Eski insanların sağlıklı ve uzun yaşamış olmalarının sebeplerinden biri de, yiyeceklerini çiğ yemiş olmaları. Sebze ve meyveyi az yiyenlerde çeşitli hastalıklar daha çok görülüyor ve bunlar cılız, boysuz, dayanıksız ve kısa ömürlü oluyor. Ispanak Ispanak, provitamin A, C vitaminleri, demir ve çeşitli enzimlerce çok zengin olup, bu maddeler, insanda bol kan yapıyor. Ispanak ayrıca, kemiklerin ve dişlerin sağlamlığını temin ediyor. Ispanak suyu, kalp adalelerini de kuvvetlendiriyor. Özel enzimi ile pekliği giderip bağırsak zehirlenmesini önlüyor. Kalp rahatsızlığı olanlara, haftada 1-2 fincan taze sıkılmış ıspanak suyu içmeleri öneriliyor. Uzmanlar, ıspanağın, karaciğeri, lenf bezlerini, kan dolaşımını uyardığını belirterek, hamilelere, `kanlı-canlı bir bebeğe sahip olmaları için` bol ıspanak yemelerini tavsiye ediyor. Fasulye Bezelye Sivri Biber Patlıcan Lahana Uzmanlar, sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamininin, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruduğunu, oralardaki yaraların iyileşmesini sağladığını da vurgulayarak, bu sebzenin, yaşlanmayı önleyici ve kalp krizine karşı koruyan bir mineral kabul edilen selenyumun kaynağı olduğunu hatırlatıyor. Uzmanlar, selenyumun ayrıca, sağlıklı görünüşlü bir cilt verdiğini ve erkeğin cinsel gücünü arttırdığını da belirtiyor. Karnıbahar Brokoli Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor. Pırasa Uzmanlar, pırasa yemeğinin, bağırsaklara yumuşaklık verip pekliği giderdiğini, hemoroidi olanlara da ferahlık sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, pırasa çorbasının, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş üre asidi ve ürat tuzlarını dışarı attığını ifade ediyor. Enginar Kereviz Semizotu Semizotunun, şeker hastalarının susuzluğunu azalttığını, şişmanlara kilo verdirdiğini belirten uzmanlar, semizotu, yeşil salata olarak yenirse faydasının fazla olduğunu ifade ediyor. Patates Patatesin mutlaka salata veya soğanla yenilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, patates, yağda kızarmış olarak yenmezse kilo aldırmadığını, şişmanlar ve şeker hastaları için iyi bir gıda olduğunu bildiriyor. Şeker hastalarının, ekmek yerine bol patates yiyebileceğini söyleyen uzmanlar, ancak potasyumun zayi olmaması için, patateslerin külde veya çift tabanlı tencerede pişirilmesi gerektiğini kaydediyor. Uzmanlara göre, patatesin yaklaşık yüzde 20`si karbonhidrat ve kalori değeri oldukça düşük. Bol B vitaminleri, C vitamini, protein, kalsiyum, demir ve fazla miktarda potasyum içeriyor. Orta boy bir patates, günlük C vitamini miktarının 1/3`ünü temin ediyor. Sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsakları, böbrekleri ve kanı temizliyor, kabızlığı önlüyor. Kansere karşı koruyor ve yorgunluğa karşı birebir. Domates Uzmanlar, domatesin damarları yumuşattığını, kanı durulttuğunu, üre miktarını düşürdüğünü, vücudu gençleştirdiğini belirterek, kalp, karaciğer, böbrek bozuklukları ve şekerliler için çok faydalı olduğunu ifade ediyor. Domatesin, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarını eriterek idrarla dışarı attığını, vücutta biriken suyu boşalttığını kaydediyor. Uzmanlar, kansere tutulmamak için domatesin iyi bir sebze olduğunu bildiriyor. Domatesin C ve E vitaminleri içerdiğini, zengin bir potasyum kaynağı olduğunu ve çok az miktarda tuz bulunduğunu söyleyen uzmanlar, yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ve vücudun su tutmasını engellediğini ifade ediyor. Domatesin hazmı kolaylaştırdığını, özellikle nişastalı yiyeceklerin (hamur işleri, kuru erzak) kolay sindirilmesini sağladığını vurgulayan uzmanlar, kabuk ve çekirdekleriyle bağırsakları harekete geçirdiğini ve pekliği giderdiğini belirtiyor. Soğan Uzmanlar, ağızda soğan kokusunu gidermek için yemekten sonra biraz ekmek kabuğu veya maydanoz çiğnenmesinin yeterli olduğunu söylüyor. Uzmanlar ayrıca, soğanın patateslerden ayrı, kuru, soğuk bir yere kaldırılması gerektiğini, çünkü soğan ve patatesin birbirini etkilediğini ve soğanın, patateslerden salınan nemle yumuşadığını hatırlatıyor. Sarımsak Uzmanlar, sarımsakta 2 kuvvetli antibiyotik, çok tesirli esanslar, bol iyot ve kükürt bulunduğunu ve insan sağlığında çok değerli vazife gördüğünü belirterek, “Damar sertliğini giderir, kanı durultur, kalbi kuvvetlendirir, bronşları dezenfekte eder, cilt hastalıklarını giderir ve kansere karşı korur” diyorlar. Uzmanlar, sarımsaklı yoğurdun, zehirlenmelere karşı insanı koruduğunu ve sarımsağın en ince damarları dahi temizleyerek oralara kan gitmesini sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, sarımsağın, bütün salgı bezlerini çalıştırmak ve vücudu zehirlerinden temizlemek suretiyle, genç ve dinç olmayı, uzun yaşamayı sağladığını kaydediyor. Havuç Mide ve bağırsak kanamalarında da havuç suyunun çok faydalı olduğunu ifade eden uzmanlar, havucun, özel şekeri, A vitamini ve bol vitaminleri ile karaciğeri kuvvetlendirdiğini, ona rahatsızlığında kendi kendini tamir imkanı verdiğini, vücuttaki üre asidi, ürat tuzları, benzeri yorgunluk maddelerini, diğer zehirleri idrarla dışarı attığını vurguluyor. Havucun, bol A vitamini ile cilde temizlik ve pembelik verdiğini ve gözlerin sıhhatli kalmasını sağladığını belirten uzmanlar, kalp rahatsızlığı ve damar sertliği olanlara havucun çok fayda verdiğini, her gün yenen bir havucun da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indirdiğini bildiriyor. Uzmanlar, havuçtaki beta-karotenin de gözleri, yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruduğunu ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini vurgulayarak, havuçların çiğ veya pişmiş olarak yenilirken asla soyulmaması gerektiğini, sadece temiz yıkamanın kafi olduğunu kaydediyor. Salatalık Salatalığın kendisi veya suyunun, cildi bir tonik kadar temizlediğini söyleyen uzmanlar, et yemeklerinin verdiği susuzluğu kestiğini kaydediyor. Salatalığın, sıcak bir havada iç ısısının dış ısıdan 20 derece daha düşük olduğu ve bu sebeple serinletici olarak yendiği bildiriliyor. Turp Maydanoz Marul Roka Tere Uzmanlar, terenin sinirleri dinlendirdiğini ve cinsel isteği arttırdığını belirterek, çiğ olarak, az miktarlarda yenilmesini tavsiye ediyor. Uzmanlar, fazlasının zarar verdiği uyarısında bulunmayı da ihmal etmiyor. Şalgam |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Su
| Yaşamın Kaynağı : Su |
| Su, yaşam için vazgeçilmezdir. Yetişkinlerin vücudunun %50-65`i, çocukların vücudunun %70-75`i sudur. Diğer yiyecekler olmadan uzun bir süre yaşanırken, susuz ancak 3 gün yaşanabilir. Susuz yaşayamamızın nedeni vücudumuzda suyu uzun süre tutamamamızdır. Vücudun susuz kalıp kuruması sonucu ağırlığın %20`sinin kaybedilmesi ölüme neden olur. Su, kan akımı vasıtasıyla vücudun her yerine oksijen ve besin taşır. Terleme yoluyla vücut ısısını düzenler, idrarla gereksiz maddelerin vücuttan atılmasına yardım eder, eklemlerimizin nemli kalmasını sağlar. Normal yetişkin bir bireyin 1,5-2 litre suya ihtiyacı vardır. Susama olmasa bile günde 6-8 bardak su içmeye özen gösterilmeli. Suyu yeterince içmek kadar, suyun temiz, hijyenik ve güvenilir olmasıda oldukça önemlidir. Su tüketimi yemek aralarında olursa daha iyi olur. Özellikle sabahları aç karnına ılık su içmek (1-2 damla /limon suyu katılabilir) güne başlamak için iyi bir alışkanlıktır. Sıcak su içiminde ise değişik görüşler söz konusudur. Sıcak suyu herkes severek içemeyebilir, ayrıca bulantıda yapar. Bunu bitki çaylarıyla almak, daha kolay olabilir. Böbreklerin dışarı atamayacağı kadar çok su toksik etki gösterir. Ancak, su zehirlenmesi günlük ihtiyacın çok üzerinde içildiği zaman ortaya çıkar. Bu nedenle vücudu zorlayacak derecede, aşırı su tüketilmemelidir. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
04 Aralık 2009
16 Kasım 2009
Pandemik H1N1 Grip Döneminde Antibiyotik mi Ekinezya mı?
Gribal enfeksiyonlar kış döneminde çok sıklıkla karşılaşılan ve çalışan bireylerde ciddi iş gücü kaybına, çocuklarda ise okul devamsızlığına yol açan, kimi zaman çok ağır geçirilebilen, influenza virüs tiplerine bağlı gelişen solunum yolu hastalıklarıdır. Bugünlerde reyting rekorları kıran domuz gribi tartışmaları ve hergün televizyonlarda ya da gazetelerde çıkan domuz gribine bağlı hasta ve ölüm rakamları herkesi ciddi ölçüde tedirgin etmektedir.
Sağlık Bakanlığı herkese ellerini yıkamalarını salık vermektedir. Ancak el yıkamak virüsün solunum yoluyla insan vücuduna girmesini engellemez. El yıkamak bireysel temel hijyen koşuludur ve her zaman uygulanmalıdır. Ancak insanlara 1 metreden fazla yaklaşmayın demek, el sıkışmayın demek özellikle sosyal ve kalabalık ortamlarda çalışan ya da okuyan hem çocuklar hem de erişkinler için hiç de uygulanabilir metotlar değillerdir.
Öyleyse ne yapacağız?
Sıklıkla gripte antibiyotik kullanımı tartışma konusu olmaktadır. Grip bir virüse bağlı ortaya çıktığından (örneğin domuz gribi H1N1 İnfluenza virüsü, pandemik grip), antibiyotikler doğrudan virüse etki göstermezler. Ancak grip ilerlediğinde, solunum yolunu harap etmesi nedeniyle o bölgede bağışıklık direnci kaybolmakta ve üzerine çok kolaylıkla bakteriler yerleşerek çok ciddi zatürreye neden olabilmektedir. Ancak hiç kimse doktor önerisi ve gözetimi olmadan antibiyotik kullanmamalıdır. Adı üstünde anti-biyotik yani canlılığa ya da hayata karşı demektir ve çok ciddi yan etkilerinin ötesinde toplum sağlığını çok derinden etkileyen mikropların özellikle bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına yol açar. Bu nedenle reçetesiz satılmaları yasaktır. Peki bir de antiviral ilaçlar var. Bunlar virüslerin çoğalmalarını engelleyerek virüslere bağlı hastalıklarla etkin bir şekilde savaşmaktadır. Burada mutlaka belirtilmelidir ki bu antiviral ilaçlar çok sınırlı sayıdadır ve bu ilaçlara virüsler direnç kazanırsa hayatımız kararabilir.
Öyleyse grip gibi virüslere ve özellikle domuz gribine yol açan influenza virüsüne karşı ne yapmalıyız?
Devlet Planlama Teşkilatı, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Konya Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Mikro-Gen İlaç ortak bir proje yürüterek gribal enfeksiyonlara çok güçlü bir direnç oluşturan ekinezya (Echinecea Purpurea Herba) bitkisini yetiştirip saflaştırarak Echinol® isimli preparatı geliştirmişlerdir. Echinol ® içinde bulunan Ekinezya bağışıklık sistemini güçlendiren, iltihaplanmaya karşı koyan, vücudun direncini arttıran çok güçlü tıbbi bir bitkidir. Ancak çok özel metotlarla ekstrakte edildiğinde gribe karşı hem koruyucu hem de tedavi edici etkiler göstermektedir. Dünya tıp literatürüne baktığımızda birkaç ay önce dünyanın en prestijli virüs araştırma dergisi olan Antiviral Research adlı dergide yayınlanan ve Kanadalı bilim adamları tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada, Ekinezya’nın güçlü bağışıklık güçlendirici etkisinin yanı sıra influenza virüsünün oluşturduğu iltihaplanmaya da çok güçlü bir şekilde karşı koyduğu bildirilmiştir.
Ekinezya nasıl kullanılmalıdır?
Dünya Sağlık Örgütü ya da Avrupa İlaç Birliği, Ekinezya kullanımını günlük 3 defa 300 mg olarak önermektedir. Küçük çocuklara bunun yarı dozu kullanılabileceği gibi ciddi hiçbir yan etkisinin olmaması nedeniyle erişkin dozu da büyük çocuklara verilebilir. Erişkinler ise en az günlük 900 mg Ekinezya standardize ekstresi almalıdırlar. Ancak dünyanın en ünlü herbalistlerinden biri olan Kalifornia’dan Dr. Michael Tierra, Ekinezya’nın özellikle gribal enfeksiyonun ilk iki gününde daha yüksek ve sık dozlarda alınmasını, 3. günden sonra normal doza inilmesini önermekte ve Ekinezya’nın antibiyotikler kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Ekinezya şurupları kullanırken olabildiğince ağızda tutulmalı, mümkün ise birkaç dakika gargara yaptıktan sonra içilmelidir. Böylece ağız ve boğaz boşluğuyla temas süresi arttırılarak etkinliğin daha fazla ortaya çıkması sağlanabilir.
Ekinezya’nın 8 haftadan uzun, aralıksız kullanılmaması gerektiği bilinmektedir; ancak doktor kontrolünde ve gerekli olduğu durumlarda daha uzun süre de kullanılabilir. Allerjik astımı bulunan ve 1 yaşından küçük çocuklar sadece doktor kontrolünde ekinezya kullanabilirler.
Domuz gribinin çok sık konuşulduğu bugünlerde hijyen elbette ki çok önemlidir, ancak yetmez. Bu nedenle kişilerin bağışıklık sistemini güçlendirecek ekinezya, vitamin C, çinko, propolis, nar suyu, yeşil çay olabildiğince sık kullanılmalıdır.
mikro-gen.com dan alınmıştır
30 Ekim 2009
Bitkisel zayıflama ilaçları seçiminde dikkatli olun
Değinilmesi gereken tek çarpıklık olan konu bumu?Hayır,tabiki yalnızca bu değil ancak sağlık ve ilaç sektöründe çalışan biri olarak beni en derinden etkileyen konu bu ve bu yüzden değinmek istedim.Sağlık ve sağlık ürünleri dikkat,titizlik,kalite,profesyonellik ister.Sağlık şakaya gelmez.evet sağlık şakaya gelmez diye uyarıyorum çünkü özellikle reçetesiz satılan,tedaviye yönelik olmayan bitkisel destek ürünlerinin üretim ve pazarlamasında rol alan amatör firmalar tehlike ve sorun teşkil etmekte!Sağlığı hiçe sayan bu gidişata rağbet etmemek gerek ama kişilerin beklentileri ve zayıf noktaları kullanılıyor adeta..Kaliteli ve hijyenik olmayan denetimsiz üretim şartlarında üretim yapıp veya yaptırıp,bünyesinde ne bir eczacı ne bir hekim ne bir kimyager barındırmayan kendilerini bir profesyonelmiş gibi yansıtan ancak profesyonelliğin yanından geçmeyen,insan sağlığını değil sadece ve sadece parayı düşünen,sağlık hizmeti veriyormuş gibi görünen ancak sağlığı tehlikeye sokan,kendilerini xxx bitkisel,xxxxx ilaç diye adlandıran,amatörlerden ve ürünlerinden uzak durulmalı!Yoksa hem cebinizden paranız hemde bünyenizden sağlığınız gidebilir!Üretimi ya merdiven altı yada uzak doğu olan,kaliteden uzak,insan sağlığı için tek bir faydası bile olmayan aldatmacalar!!!Süslü cümlelerle işlenen yağları yakar,doğal,kilo verdirir,kolesterolü düşürür,kan şekerini dengeler diye başlayıp faydaları saymakla bitirilemeyen
bu tehlikeli ürün ve firmaları nasıl teşhis edebiliriz?
Öncelikle eczacı,hekim,diyetisyen üçlüsünden en az birinin fikrini almaya çalışalım.Sağlık bakanlığı onayı arayalım!Üretim yapılan yerin kalite standartlarına uygun olup olmadığını araştıralım.Kurumsal ve profesyonel bir firmamı,bünyesinde eczacı ve/veya doktor barındırıyormu öğrenelim!Bu saydığım özellikleri taşıyorsa kendimizi güvende hissedebiliriz.Ama sağlık profesyoneli değilse,tezgahtar ve pazarlamacı ile yola başlayıp üreti merdiven altı ve/veya uzak doğu falan ise 1 defa değil 1000 defa düşünün.aldanmayın,aldatılmayın!
Sıfatı,yetkisi,tecrubesi olmayıp sağlığı hiçe sayan firmalardan uzak durmak o kadarda zor değil aslında!Ülkemizde bu sektörde faliyet gösterip gerçekten önce insan sağlığını düşünen,profesyonel anlamda üretim yapan,tecrübeli,işin ehli kişi ve firmalarda var.Önce sağlık deyip insanlara faydalı olabilmeyi amaç edinen firma olarak mikro-gen ilacı ,zayıflama ürünü olarakta activin-t ve exodex i hatırlatmak isterim.Bu ürünler insan sağlığının yararı üşünülüp üretilmiş kaliteli ve sağlık bakanlığı onayları bulunmaktadır.zayıflamak isterken kendini ve parasını kullandırmak istemeyen kişiler umarım bu yazımızı dikkatle okur!
ürün ve firma bilgilerine ulaşmak isteyenler için;
www.exodex.net
www.activin-t.com
www.mikro-gen.com
27 Ekim 2009
Siyah üzüm çekirdeği yeşil çay ekstresi kalıcı doğal bitkisel zayıflama
Yıllardır verip verip tekrar alınan kilolardan kurtulma umudu iki Türk doktorun elinde mi? İki çılgın Türk doktor buldu, Sağlık Bakanlığı’na da onaylattı…
Yeşil çay ve kafeinle metabolizmayı hızlandırıp yağları parçalayarak ayda 3 kilogram; siyah üzüm ve kromla da iştahı baskılayıp yağ emilimini azaltarak 2 kilogram vermek mümkün…
Kilo problemi olanlar, ailesinde kalp-damar hastalığı bulunanlar, kan lipitleri yüksek olanlar, kan şekeri düzensizlikleri olanlar, hızlı kilo alanlar, 3 beyaz (tuz, şeker, un) kısıtlaması önerilenler, sigara içenler, yeterli egzersiz (spor) yapmayan ya da yapamayanlar… Hayallerimiz yoksa gerçeğe mi dönüşüyor. Yıllardır verip verip tekrar alınan kilolardan tümüyle kurtulma şansımız mı doğuyor?
İki çılgın Türk doktor kafa kafaya verdi, dünyayı saran obezite çılgınlığına son verebilecek ilacı buldu. Dr. Özgür Göknel ile Dr. Altuğ Barut’un kurduğu Mikro-Gen firmasında yürütülen çalışmalar sonuç verdi. ABD, Fransa, Almanya gibi birçok ülkede üniversitelerde yürütülen klinik araştırmalara göre yeşil çay ve kafeinden oluşan bitkisel karışım 3 aylık kullanım sonucunda aylık 3.2 kilogram, 3 ayın sonunda da toplamda yaklaşık 8.5 kilogram verilmesine yardımcı oluyor. 40 yaş üstü kadın ve erkeklere Fransızlardan ilham alarak siyah üzüm ve kromdan oluşan farklı bir bitkisel karışım daha ürettiklerini de belirten Dr. Göknel, bu ürünün de ayda ortalama 2 kilo vermeye yardımcı olduğunu söyledi. Dr. Göknel, “Dünyada bitkilerle yapılmış tüm çalışmaları, bulunan molekülleri inceledik. Metabolizmayı hızlandırarak yağları parçalama prensibiyle formüle edilen yeşil çay ve kafeinden oluşan ürünün yanı sıra siyah üzüm ve kromu da bir araya getirdikleri iştahı baskılayan bir ürün daha piyasaya çıkarmaya karar verdik” diye konuştu.
SAĞLIK BAKANLIĞI’NDAN ONAYLI
Ülkemizde zayıflatma vaat eden bitkisel destek ürünlerinin Tarım Bakanlığı onaylı olduğunu, kendilerinin 4 yıl beklemek pahasına Sağlık
Bakanlığı ruhsatı beklediklerine dikkat çeken Dr. Göknel, şunları söyledi:
“Tarım Bakanlığı izniyle Gıda takviyesi adı üzerinde vücudun ihtiyacına yönelik, pozitif etki yapabilecek ürünler Tarım Bakanlığı’ndan izinle satılır. Örneğin kilo aldırıcı ürünler, balık yağı içerenler, vitaminler gıda takviyesidir. Ancak zayıflatmaya yardımcı ürünler vücuda bir şey aldırmaz, kaybettir. Vücudun doku kaybetmesi anlamına gelir. Onların da yeri Sağlık Bakanlığı’dır. Bu ürünler ara ürün ya da OTC diye de ifade edilir. Yan etkileri çok düşük, sıfıra yakın olduğu takdirde Sağlık Bakanlığı buna serbest satış hakkı verir. Yoksa reçeteye tabii olması gerekir. İşte bizim ürünümüzün en büyük farkı budur. Biz ruhsatımızı bizzat Sağlık Bakanlığı’ndan alarak ürünümüzü piyasaya sunduk.”
YAĞ KALKANINI KALDIRIYOR
Sıkı bir diyete girildiğinde bir süre sonra vücudun kendini kilo vermeye kapattığını da ifade eden Dr. Göknel yeşil çay ve kafein ile formüle edilen ürünün işte bu noktada işe yaradığını ifade etti. Dr. Göknel, “Sağlıklı bir diyet ve egzersizle bu kilo veriş yağdan da olsa vücut kendisini bir süre sonra kısıtlamaya sokar. Bu noktada metabolizmayı hızlandıracak bir şeyler kullanmak gerekiyor. İşte bu ürün bunu hedefliyor. Kanada, ABD, Fransa, Almanya gibi birçok ülkenin üniversitelerinde yapılan klinik araştırmalara göre bu ürün 3 aylık kullanım sonucu günde fazladan 280-390 kalori kaybına sebep oluyor” diye konuştu.
İNSÜLİN DİRENCİNİ AZALTIR
Dr. Göknel, bilim adamlarının Fransızlar’ın çok yağlı ve ağır yemeklere rağmen kilo vermemelerinin sebebinin siyah üzüm çekirdeğinde bulunan proantosiyanidinler olduğunu belirlediklerini, kendisinin de formülü oluştururken bu araştırmalardan faydalandığını belirtti. Sigara içen, insülin direnci olanların rahatlıkla bu ürünü kullanarak kilo vereceğini belirten Dr. Göknel, ” Kan şekerini düzenler. Kan yağlarını düşürür. Kalp ve damar sağlığını korur. Metabolik sendrom tedavisine yardımcı olur” dedi.
İngiltere’yi 2012 olimpiyatlarına hazırlayacaklar
Mikro-Gen firmasından Dr. Altuğ Barut da zayıflatma çabalarının sadece Türkiye ile değil, dünyayla ilgili olduğunu belirtti. Dr. Barut, İngiltere’yi ilk adım olarak gördüklerini belirterek, “2012 olimpiyatları öncesinde ülke çapında bir zayıflatma kampanyası başlattılar. Biz de İngiltere’de gerekli başvurularımızı yaptık. Bu ülkede de ürünlerimizi satmayı planlıyoruz” diye konuştu.
KLİNİK ARAŞTIRMALARIN YAPILDIĞI ÜNİVERSİTELER
1- Cenevre Üniversitesi Tıp Fakültesi (İsviçre)
2- Illinois Üniversitesi Chicago (ABD)
3- Ulusal Sağlık ve Medikal Araştırmalar Enstitüsü (Marsilya, Fransa)
4- Laval Üniversitesi (Kanada)
5- Alman Beslenme Enstitüsü (Almanya)
6- Charite Ünivesite Hastanesi (Almanya)
7- Khon Kaen Üniversitesi Tıp Fakültesi (Tayland)
5 soruda siyah üzüm ve krom kardeşliği
1- Nasıl kullanılıyor?
Zayıflama tabletlerini, yoğun yediğiniz iki öğünden yarım saat önce birer kapsül olarak almalısınız.
2- Kaç kilo verilebilir?
Test aşamasında 1 ayda 2 – 5 kilo arasında sonuçlar aldık. 2 kilodan az, 5 kilodan fazla veren olmadı. 1 ayda 5 kilo üst sınırdır ve herkeste bunu beklemek hata olur.
3- Hapı kullandığım sürece diyet yapmam gerekiyor mu?
Kullanırken zaten iştahınızı kesiyor ve bol su içiriyor. Ürünü kullanırken doğal diyet yapmanıza yardımcı olur.
4- Yorgunluk ve açlık anlarında tansiyon düşmesi yaşayanlar bu hapı kullanırken bir problem yaşar mı?
Açlığa dayalı bir tansiyon düşüklüğü yaşanmıyor. Doz aşımında tansiyon ile ilgili problem olabilir. Sabah 1, akşam 1 şeklinde tedbiren kullanabilirsiniz.
5- Ürünü kullanmaya başladıktan ne kadar süre sonra kilo vermeye, iştah baskılanmaya başlanıyor?
Ürün piyasadaki bazı zayıflama ilaçları gibi ilk kutuda hizlı bir fiziksel değişikliğe ve kilo kaybına yol açmamaktadır. Çekinmeden 3-4 ay kullanılabilir. 2. veya 3. kutuda etkisini hissedip memnun kalacaksınız.
5 soruda yeşil çay ve kafein kardeşliği
1- Nasıl kullanılır?
zayıflama tabletinin önerilen kullanım şekli, düşük kalorili bir diyetle birlikte, yemeklerden önce, günde 3 defa bir (3×1) tablet ya da sabah ve öğle 2 (2×2) tablet olacak şekildedir.
2- Hapı kullanırken diyet yapmak gerekir mi?
Ürün hafif bir diyetle birlikte, kullanılmaya başlanan ilk haftadan itibaren değişimi gözlenebilecek etkili bir zayıflatma tabletidir.
3- Yan etkisi var mı?
Sağlık Bakanlığından onaylı, etkisi klinik araştırmalarla kanıtlanmıştır. Ciddi bir yan etkisi olmadığı için reçetesiz kullanılabilir. Yine de hamileler, emziren kadınlar ve 12 yaş altındaki çocuklar ile kalp hastaları tarafından kullanılmamalıdır.
4- Ne kadar kullanılmalı?
Zayıflama tabletini hedeflediğinz, ideal kilonuza ulaşana kadar, kullanım süresi kısıtlaması olmadan güvenle kullanabilirsiniz.
5- Zayıflatırken tiroidlerin çalıştırılması ya da sık tuvalete çıkarma gibi etkiler görülür mü?
Hayır. Sadece yağ yakımını hızlandırır. Karın bölgesi, bel çevresi ve basen yağlanmasının azalmasını sizi zorlamadan sağlar.
Hürriyet.com/Sağlık
Moliva Saç Bakım Losyonu nun Kullanımı
MOLIVA Naturel Hair Lotionu düzenli olarak her gün kuru ve temiz saç derisine masaj yaparak yediriniz. Saçınıza istediğiniz şekli vererek gün boyu saçınızda bırakabilirsiniz. Gün içinde 2-3 defa aynı işlemi uygulayabilirisiniz. Gün bitiminde Moliva Hair Shampoo ile bol suyla iyice durulayıp kurulayınız.
Ortalama üç, dört hafta boyunca, düzenli olarak bu uygulamayı yaptığınızda, yeni saç oluşumunu gözle görebileceksiniz. . Bu süre sağlıklı beslenme, yaş, stres v.b gibi kişisel özelliklere ve çevre şartlarına bağlı olarak daha uzun ya da kısa olabilir
Saçlarınız istenilen dolgunluğa geldiğinde haftada 3-4 defa uygulanmaya devam ederek saç sağlığınızı koruyabilirisiniz.
Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Ürünün etkisini arttırmak için düzenli olarak her gün kullanılmalı ve başkaca şampuan, krem, saç şekillendiricileri (jöle, biryantin, sprey v.b) saç ürünleri kullanılmamalıdır.