Archive for the ‘Yararlı bilgiler’ Category
| Şiddet olaylarının ergenlik döneminde artmasının sebepleri şunlardır;
1- Son yıllarda toplumdaki gelir adaletsizliğinin ve yoksulluk oranının artması. 2- Göç sebebiyle başta büyük kentler olmak üzere çeşitli yerleşim birimlerinde oluşan kontrolsüz yapılaşma ve nüfus artışı. 3- İşsizlik olgusunun verdiği güvensizlik. 4- Kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, arabesk ve fantezi müzik. 5- Sosyal problemlerin çözümünde şiddete başvurma. Aile içi şiddetle okulda şiddet olgusunun olumsuzlukları. 6- Eğitim öğretim alanında üretilen eşitsizliklerin ve haksız uygulamaların artması. 7- Kalabalık sınıflar, rehberlik ve yönlendirmenin olmayışı, yetersiz eğitim almamış kişilerin bu alanda görevlendirilmesi. Öğretmen açıklarını kapatmak için yeterliliğine bakılmaksızın her üniversite mezununun öğretmen olarak istihdam edilmesi. 8- Silahlanma dürtüsünün güdülenmesi, kışkırtılması. 9- Yazılı basınla görsel medyanın şiddet öğeleri içeren program ve haberleri. Düzeysiz, duygusallığı körükleyen dizi filmler. 10- Gelecekten umudu kesme, mutsuzluk ve kendine olan güven duygusunu yitirme. 11- Ülkeyi yöneten siyasilere duyulan güvensizlik. 12- Sürekli değişen eğitim programları, başarı oranının düşmesi, kalitesiz, ezberci, yarışmacı, niteliksiz eğitim sistemine duyulan tepki. 13- Ortaöğretim disiplin yönetmeliğinin katı, yasakçı kuralları ve tek tipleştirme uygulamaları. Gençlerimiz hayatı tanımaya, öğrenmeye ve yorumlamaya çalışıyorlar. Yardıma ihtiyaçları var, destek ve ilgi beklemektedirler. Ailelerinin bakış açısından rahatsızlık duyuyorlar. Sadece derslerine çalışması gereken, üniversite sınavında başarılı olmaları beklenen “Öğrenci” olarak görülmekten sıkılmışlar, çünkü onlar insan. Onlar bizim geleceğimiz. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Ölüm hepimiz açısından anlaşılması ve dayanılması çok zor bir olaydır. Özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların ölümü kavrayabilmeleri ve aile fertlerinden birinin yokluğuna katlanabilmeleri daha da güçtür. Genellikle 3 yaştan önce çocuklar ölümü anlayamazlar. Bu nedenle yaşamlarının ilk 3 yılında yakınlarının ölümü ile karşılaşan çocuklar ölümü diğer yaş grubundaki çocuklara göre daha az korkutucu bulurlar. Çocuklar 4-5 yaş civarında ölümden ve yakınlarını kaybetmekten daha çok korkmaya başlarlar. Bu yaşlarda ölümü geri dönüşü de olabilen çok uzun bir yolculuk olarak algılarlar. Ölen bir yakınları ya da evcil hayvanları için ‘’yeter artık geri dönsün’’ veya ‘’doktora götürelim iyileşsin’’ gibi sözler söyleyebilirler.
Çocuklar ancak 5 yaşından sonra ölümün geri dönüşü olmayan bir olay olduğunu ve yalnızca canlılar için var olduğunu öğrenmeye başlarlar. Altı-7 yaşlarında ise ölüm, hastalıkla ve yaşlılıkla bağdaştırılmaya başlanır. Çocuklar ancak ilkokul yıllarının sonuna doğru, 10-12 yaşlarında ölümün yaşamın sonu olduğunu ve ölen bir canlının asla geri dönmeyeceğini algılarlar. Okul öncesi dönemdeki çocuklara ölümü anlatabilmek için aşağıdaki örnek ifadeleri kullanabilirsiniz;
Tüm canlıların yaşamlarının başladığı ve bittiği bir zaman vardır. Başlangıç ve bitiş arasındaki döneme yaşam denir. Bu yaşayan tüm canlılar için geçerlidir. Örneğin, cicivler yumurtadan çıkınca yaşamaya başlar, büyür, tavuk olur, sonra da yaşlanır ve ölürler. Bu tüm çiçekler, balıklar, kediler ve insanlar için geçerlidir. Tüm canlılar doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Canlıların hiçbiri sonsuza dek yaşamazlar. Ailedeki ölüm, yaşlanmadan kaza veya hastalık nedeniyle gerçekleştiyse, çok ağır bir hastalığın veya iyileşemeyecek kadar ağır yaraların da, yaşlanmadıkları halde canlıların ölümüne neden olabildiğini söyleyebilirsiniz. Yalnız hastalığın, normal hastalıklardan çok farklı olduğunu söyleyin ki, çocuk hastalığa karşı aşırı bir korku geliştirmesin. Tüm canlıların yaşam süreleri farklıdır. Kelebekler, birkaç hafta yaşar, kuşlar 3-4 yıl yaşar, kediler ise 10-15 yıl yaşarlar. Her canlının da kendi yaşam süresi farklıdır. 3 yıl yaşayan bir kuş da olabilir, 6 yıl yaşayan bir kuş da olabilir. Güçlü ve sağlıklı bir kuş, hastalanmaz ve yaralanmazsa diğer kuşlardan daha uzun yaşabilir. Bu insanlar için de böyledir; bazı insanlar 70 yıl yaşar, bazıları ise 90 yıl yaşar. Yaşam süresi yaşayan tüm canlılar için farklıdır, ama tüm canlılar mutlaka bir gün ölürler. Bu her yerde ve herkes için böyledir. Bu açıklamaları yaparken canlıların resimleri gösterilebilir veya renkli kalemlerle çocukla birlikte küçük ve yaşlı canlılar çizilebilir.
Ölüm çocuklara ne kadar iyi anlatılırsa anlatılsın, çocuklar özellikle anne-babalarını veya çok bağlandıkları bir yakınlarını kaybettiklerinde çok ciddi sorunlar yaşayabilirler. Bu sorunlar aşağıdaki gibi özetlenebileceği gibi bunlar dışında da başka sorunlar ortaya çıkabilir;
- Uyum ve davranış bozuklukları (alt ıslatma, çalma, kekemelik, saldırganlık, hırçınlık, parmak emme, tırnak yeme vb.)
- Kabuslar, gece korkuları
- Uykusuzluk
- Yeme bozuklukları
- Ağrılar (baş, karın vb.)
- Bayılma, titreme nöbetleri
- Çeşitli tikler
- Okul başarısızlığı
- İçine kapanma
- Bulantı, kusma
Bu tip sorunlar yaşayan çocukları olan ailelerin, çocuğun bu davranışını bastırmamasını, göz ardı etmemesini ve bu gibi sorunlarla karşılaştıklarında zaman kaybetmeden bir psikoloğa başvurmalarını öneriyoruz. Aileler, bu tip sorunların ölüm olayından hemen sonra yaşanabileceği gibi, yıllar sonra da ortaya çıkabileceğini unutmamalılar.
Ailelerin ve tüm yetişkinlerin yakınını kaybeden çocuğa verdiği mesajlara dikkat etmesi gerekir. Çocuğun ölümle bağdaştırmasının sakıncalı olduğu kavramlarla ilgili mesajlar çocuğa verilmemelidir. Bu tip mesajlar nedeniyle de çocuklar ciddi psikolojik sorunlar yaşayabilirler. Çocuğun topraktan, uykudan korkmasına, Allah’ı cezalandıran bir otorite gibi görmesine veya çocuğun, Allah’ın iyi kulu olmamak için kötü davranışlar sergilemesine neden olabilir. Bunun dışında, bu tip mesajlar nedeniyle çocuk yakınının ölümü nedeniyle sorumluluk, suçluluk veya öfke duyabilir. Bu duygular da çocuğun sağlığını kaybetmesine neden olur.
Çocuğa verilebilecek mesajlara dikkat etmenin yanısıra, bir yakının ölüm haberini çocuğa verirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar da vardır; bunlar aşağıdaki gibi özetlenebilir;
1.) Ölüm haberi, çocuğa aniden verilmemelidir. Kaza, kalp krizi ve bunun gibi ani ölümlerde ölüm haberi verilmeden önce çocuğa kaybedilen kişinin hasta olduğu, durumunun ağır olduğu, doktorların hastanede onu iyileştirmeye çalıştığı gibi sözler söylenerek çocuk ölüm haberine alıştırılmalıdır. Çocuğun durumuna göre bu süre uzun ya da kısa tutulabilir. Ancak çok uzun süreler bu haberin çocuktan gizlenmesi sakıncalıdır. Çocuk ölüm haberini çevredeki diğer insanlardan öğrenebilir veya durumu hissedebilir; bu da çocuğun bu durumdan daha kötü etkilenmesine neden olabilir.
2.) Çocuğun yanında hiçbir şey yokmuş gibi rahat davranmak da, bağırarak kendini yerden yere atarak ağlamak da sakıncalıdır. Çocuğun davranışlarını kontrol altına almaya çalışmak ,böyle bir dönemde çocuğu nasıl davranması konusunda yönlendirmek sakıncalıdır. Çocuklar da yetişkinler gibi böyle bir haber karşısında farklı sürelerle farklı davranışlar gösterebilirler. Çocuğu davranışlarından dolayı eleştirmek ,suçlamak, aşağılamamak gerekir. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin verilmelidir. Çocuk bu konuda konuşması için zorlanmamalı ancak hiçbir zaman geri çevrilmemeli sorduğu sorular yanıtsız yaşına uygun biçimde yanıtlanmalıdır.
3.) Çocuğa ölüm haberini veren kişi çocuğa duygusal anlamda en yakın kişi olmalıdır. Haberi veren kişi ile çocuk ortamda yalnız olmalıdır. Böylece çocuk aldığı habere başkalarının varlığından rahatsız olmadan tepki gösterebilir.
4.) Çocuk olaydan hemen sonra yas tutan diğer aile fertlerinden uzaklaştırılıp başka bir ortama gönderilmemelidir. Yetişkinler gibi çocuklarında bu dönemde bir arada olmaya ve acısını paylaşmaya ihtiyacı vardır.
5.) Okul öncesi dönemdeki çocukları cenaze törenlerine veya ölünün temizlendiği ortamlara götürmek çok sakıncalıdır.
Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr
Çocukları için doğru çocuk bakıcısını bulmak anne-babalar için en zor deneyimlerden biridir.
Çocuklarını çalışarak büyüten anneler, çocuklarını bir bakıcıya emanet etmenin yaşamlarındaki en zor tecrübelerden biri olduğunu söylerler. Aileler, çok zor olan çocuk bakıcısı arayışı ve doğru bakıcıya karar verme süreçlerinde belli noktalara dikkat ederlerse kendileri ve çocukları için en sağlıklı seçimi kolaylıkla yapabilirler.
• Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,
• Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakmasını isteyin,
• Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,
• Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişinin normal koşullarda çocuğunuz 3 yaşına gelene kadar sizinle çalışmayı düşünüp düşünmediğini öğrenin. Böylece, çocuğunuz kreş yaşına gelene kadar bakıcı değiştirmek zorunda kalmazsınız. Çocuğunuza bakacak kişi akrabanız da olsa bunu onunla konuşmalısınız; çünkü çocukların sık bakıcı değiştirmeleri doğru değildir.
Çocuk yetişkine bağlanır ve onunla duygusal bağ kurar, bebeklik döneminde sık sık değişen bakıcılar çocuğun psikolojisi açısından sağlıksızdır. Ayrıca, her defasında yeni birine alışmaya çalışmak çocuk için de, anne-baba için de yorucudur.
Her ailenin çocuklarına bakıcı ararken belirledikleri özellikler farklıdır, ancak, ailelere hatırlatma olması bakımından, çocuk bakıcısı ararken dikkat edilmesi gereken noktalar aşağıdaki gibi sıralanabilinir;
• Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,
• Aile yaşantısının düzenli olmasına,
• Dakik ve elinin çabuk olmasına,
• Sevecen ve güleryüzlü olmasına,
• Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,
• Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,
• Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,
• İletişim becerisinin olmasına,
• Kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,
• Sabırlı olmasına,
• Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,
• Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,
• Sigara içmemesine.
Çalışacağınız bakıcıya karar vermeden önce mümkünse bakıcıyı evinde ziyaret edin, kendi çocukları varsa onlarla ilişkisini gözlemleyin. Unutmayın, bir bakıcı, sizin çocuğunuza en fazla kendi çocuklarına davrandığı kadar iyi davranabilir. Sizin çocuğunuza, kendi çocuklarına davrandığından daha vicdanlı ve merhametli davranamaz, sizin çocuğunuzu, kendi çocuklarını sevdiğinden daha fazla sevemez.
Ayrıca, bakıcının varsa referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, nüfus cüzdanı örneği vb. gerekli belgeleri temin edin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun. Bunun için gerekirse, bu konuda çalışan, kişillik testleri uygulayan veya çocuk bakıcılarıyla görüşmeler yapan bir psikologdan yardım alabilirsiniz. Koşullarınız gerektirmiyorsa, bakıcının yatılı kalmasını talep etmeyin. Bakıcının yatılı çalışması gerekiyorsa, çocuğunuzla akşamları siz ilgilenmeye çalışın. Çalışan kişinin sosyal ortamından ve ailesinden sürekli ayrı kalması onun sağlığı açısından çok sağlıklı değildir. Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne -baba biraradayken konuşun. Bakıcıdan performansının üzerinde beklentilerinizin olmamasına dikkat edin, ona kendi evindeki gibi rahat edebileceği bir ortam yaratmaya çalışın. Ailedeki herkesin çocuğunuzun bakıcısına sevgi ve saygıyla yaklaşmasını sağlayın. Bu kişinin en kutsal mesleklerden birini icra ettiğini herkese hatırlatın.
Çalışan bir anneyseniz, işe başlamadan önce yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın. Çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın. Birlikte çalıştığınız kişiyi yeterince tanımadan çocuğunuzu bırakmak zorunda kalırsanız, sık sık evinizi arayarak evde herşeyin yolunda olduğundan emin olmaya çalışabilirsiniz veya komşularınızdan, akrabalarınızdan birinden arada bir eve uğramasını rica ederek çocuğunuzu kontrol etmelerini rica edebilirsiniz
Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr







