İSTONBUL NET

29 Aralık 2009

Çocuğunuz ve Televizyon

Kategori: sağlık — Etiketler:, , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 01:07

Gereğinden fazla televizyon seyretmenin, çocuklar üzerinde olumsuz etkisinin olduğu, hatta bazı sorunların ortaya çıkmasına neden olduğu veya sorunları tetiklediği herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Baş ağrısı, uyku bozuklukları, içe kapanıklık, sosyal gelişim ve dil gelişiminde gerilik, saldırganlık, okuma alışkanlığının ve fizik aktivitenin azalması televizyonun neden olduğu düşünülen sorunlardan, uzmanların en çok üzerinde durduğu birkaç tanesidir. Görüldüğü gibi, aşırı derecede televizyon izlemek beden ve ruh sağlığımızı bozduğu gibi, sosyal, toplumsal ve kültürel hayatımızı da olumsuz yönde etkilemektedir.

Son yıllarda, ailelerin, televizyonun neden olup olmadığını merak ettikleri bir başka sağlık sorunu ise çocuklarda otizm sorunudur. Televizyon ile otizm arasında bir ilişki olmakla birlikte, bu ilişkinin nedensel bir ilişki olduğuna dair bilimsel bir kanıt yoktur. Televizyon ile otizm arasındaki ilişkiyi anlamak için öncelikle otizmin tanımını ve belirtilerini incelemek gerekir.

Otizmin tanımı ve belirtileri
Çocuklarda otizm, beyin sistemindeki fizyolojik fonksiyonların, kimyasal dengenin bozulmasıyla, 3 yaşından önce ortaya çıkan, yaygın gelişimsel bir bozukluktur. Otizm genetik nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

Otizmin belirtilerini dil gelişimi, iletişim, sosyal beceriler, davranış ve aktiviteler olmak üzere 4 ana grupta incelemek mümkündür. Otistik bir çocukta bu belirtilerin hepsi birden olmayabilir. Bu nedenle, anne-babalara, çocuklarında aşağıdaki belirtilerden bir kısmını tespit etmeleri halinde, en kısa zamanda bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. Erken tanı ve disiplinli bir tedaviyle otistik çocukların normal bir okula devam edebilmeleri mümkün olabilmektedir. Bunun dışında, otizm tanısı konmasa bile, otizmin belli semptomlarını gösteren çocuklar vardır. Bu çocuklarda belli gelişim alanlarında problem var demektir. Bu alanların, aileler tarafından da uygulanabilen eğitim programlarıyla mutlaka desteklenmesi gerekir. Bu tip sorunu olan çocukların aileleri, belirli aralıklarla gelişim kontrolleri yaptırarak, sorunlu alanlardaki geriliği ve gelişmeyi izlemeli ve bu alanları nasıl destekleyebilecekleri konusunda profesyonel yardım almalıdırlar.

Dil gelişimi
• Dil gelişimlerinde gerilik olur, konuşmayı geç öğrenirler
• Konuşulanları ve direktifleri anlamalar güç olur
• İstekleri için yetişkinlerin elinden tutmayı, işaret etmeyi tercih ederler
• Kısa konuşurlar

İletişim
• Göz kontağı kurmaktan kaçınırlar
• Genellikle duygusal bağ kurmaları güçtür
• Anneye aşırı bağlıdırlar veya hiç bağ kurmazlar
• Öpülmeyi ve kucaklanmayı sevmezler
• İsimleriyle seslenildiğinde tepkisizdirler

Sosyal beceriler
• Sosyal becerileri zayıftır, sosyal ilişki kurmakta güçlük çekerler
• İnsanlara karşı ilgisizdirler
• Yaşıtlarıyla oynamakta ve oyun kurmakta yetersizdirler
• Taklit becerileri yoktur
• Sosyal ortamlarda rahatsız olurlar
• Büyük mağaza, çarşı vb. kalabalık ortamlardan uzak kalmak isterler
• Sosyal kurallara uymakta güçlük çekerler

Davranış ve aktiviteler
• Yaşıtlarının oynadığı oyuncaklar ilgilerini çekmez
• Dönen objelere ilgi duyarlar; araba tekerleği, tencere kapağı, çamaşır makinası,
• topaç gibi
• Yumuşak ve tüylü objelere elleyemezler veya bunlardan çekinirler; tüylü oyuncaklar, hamur ve parmak boyası gibi
• Yinelenen davranışları vardır; kendi etrafında dönme, sallanma, zıplama, kuş gibi kanat çırpma ve aynı sözleri tekrarlama gibi
• Tehlikelerin farkına varmakta zorlanırlar
• Nedensiz ağlar, bağırır veya çığlık atarlar
• Tuhaf davranışlar sergileyebilirler; elleriyle göğsüne vurma, parmağını veya elini sallama, oynatma, elini ısırma veya kendine zarar verme gibi
• El ve parmaklarını çok iyi kullanamazlar
• Çevrelerindeki değişime fazla tepki gösterirler; eve gelen yabancılar, yeni bir bakıcı, mekan değişimleri gibi

Televizyon ve Otizmin İlişkisi
Görüldüğü gibi otizmin oldukça geniş bir semptom yelpazesi vardır. Televizyon bu geniş yelpaze içinde bazı semptomların kuvvetlenmesine veya ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle yukarıda sayılan dil, iletişim ve sosyal beceriler alanlarındaki semptomları nitelik ve nicelik olarak artırabilir. Örneğin, zaten insanlara karşı ilgisiz olan çocuk, televizyon nedeniyle insanlardan iyice uzaklaşabilir. Aile üyeleri, televizyonla ilgilenen çocuğu, televizyondan koparıp, onunla ilişki kurmakta güçlük çeker. İnsanlarla etkileşimleri azaldığı için göz kontağı kurma süreleri ve dili kullanma gereksinimleri de azalır. Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi de anlaşılacağı gibi, televizyon, var olan semptomları zaman içinde giderek artırma ve güçlendirme etkisine sahiptir. Bu nedenle televizyonun izlenme süresi çocuğun durumuna göre mutlaka uzmanlarla birlikte tayin edilmelidir.

Televizyonun otizme bir başka olumsuz etkisi de tedavinin etkinliği azaltması konusundadır. Televizyon, yukarıdaki örneklerde belirtilen nedenlerle, eğitim programları ile çocuklara kazandırılmaya çalışılan sosyal ve iletişim becerilerinde gerilemeye neden olmaktadır. Özetle, televizyon, otizme neden olmaz, ancak bazı otizm semptomlarını kuvvetlendirici ve otizm tedavisinin etkinliğini azaltıcı etkisi nedeniyle, otizm belirtileri gösteren çocuklarda, tanı konmayan vakalarda bile, televizyonun dikkatle ve sınırlı sürelerle izlenmesine izin verilmelidir. Ayrıca otistik olmayan çocuklarda bile, okul öncesi dönemde, özellikle 3 yaşından önce, çok uzun süre televizyon izlemek belli alanlarda gelişim geriliklerine ve başka sorunlara neden olabilmektedir. Çocukların yaş grubuna uygun olmayan programları izlemeleri de ruh sağlıklarını ciddi biçimde tehdit edebilmektedir. Bu nedenle hepimizin geçtiğimiz çağın harikası bu cihazın kullanımı konusunda çocukları sağlıklı ve doğru yöntemlerle yönlendirmemiz gerekir.

Çocuklarda İnatlaşma ile Başa Çıkmanın Yolları

Kategori: sağlık — Etiketler:, , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 01:03
Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler.

Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebilirler. Çocukların bir inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine tanık olabilirsiniz. Bazen, neyi isteyip neyi istemediğini bile anlayamazsınız. Örneğin, acıkmıştır ama evdeki yemeği yememekte direnir, hamburger ister, hamburgerciye gidersiniz, ben bundan istememiştim ötekinden al diye tutturur, öteki mönüden alırsınız başka bir bahane bulur vs. Birinizden biri yenik düşene kadar devam eder bu sürtüşme.

Çocuğunuzun inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya koymaya çalışın. Sizin amaçlarınız çok çeşitli olabilir; ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının önünden geri çekmek, ablasının odasından çıkmasını sağlamak veya uyutmak. Onun ise tek bir amacı vardır; sizin dediğinizin tersini yapmak. Ancak bu şekilde size kendisinin bağımsız bir birey olduğunu, kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlayacaktır. Pek çok anne-baba bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girer ve kendilerini de çocuklarını da yıpratır. Daha da kötüsü bazı çocuklar bunu bir alışkanlık haline getirirler, daha ileriki yaşlara taşırlar ve/veya anne-baba bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya başlar. Kısacası çok küçük yaşlarda başlayan ve çocukların gelişiminde çok doğal olan inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki bir iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir ve bir kısırdöngüyle son bulabilir.

Çocuğunuzla çatışmaya girdiğinizde yapmanız gerekenler şöyle sıralanabilir;

1. Her şeyden önce bu durumda soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden “O sadece bir çocuk” deyin. Öfkeli bir tavır takınmayın, yumuşak ve uzlaşmacı bir ses tonuyla konuşmaya özen gösterin. Kesinlikle başarısız olacağınızı aklınıza getirmeyin.

2. Sahada olmadığınızı ve futbol oynamadığınızı unutmayın; her ikiniz de kazanabilir, her ikiniz de amacınıza ulaşabilirsiniz. Amacınız ona, kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu ispatlamak değil, o anda elde edemeyeceği bir şeyden vazgeçmesini sağlamak olmalı.

3. İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve bu açıklamayı yaparken mutlaka bu durumdan dolayı ne kadar üzgün olduğunuzu belirtin. Onun istediği şeyi sizin de istediğinizi ama koşulların buna izin vermediğini söyleyin. Duygularını paylaştığınızı bilmek onu hem rahatlatacak, hem de sizi ona karşı sürekli engeller koyan bir düşman olarak görmesini engelleyecektir.

4. Ona kararlı ve tutarlı, fakat mutlaka sevecen bir tavırla yaklaşın. Önce “hayır” dediğiniz bir şeye sonradan “evet” derseniz çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlayacaktır. Başka zaman ve durumlarda da siz pes edene kadar da sizinle çatışmaya devam edecektir.

5. Ona gerekli açıklamaları yaptıktan, üzgün olduğunuzu söyledikten ve bu konuda kararlı olduğunuzu hissettirdikten sonra biraz zaman tanıyın. Bir süre sonra yeniden istediğini elde etmek konusunda sizinle inatlaşmaya başlarsa hiç tepki vermeyin. Birkaç denemeden sonra vazgeçecektir.

6. Çocuğunuz her şeye rağmen sizinle inatlaşmaya devam ediyorsa, dikkatini istediği şeyden başka bir noktaya çekmeye çalışın. Bu bir çizgi film, bir kuş, bir kedi, sevdiği bir yiyecek veya oyun vb. herhangi bir şey olabilir. Çocuğunuz sakinleşene kadar ilgisini çekebilecek değişik alternatifler deneyebilirsiniz. Bu küçük yaştaki çocuklarda daha çok geçerlidir. Ancak, okul yaşına kadar, hatta bazen daha sonrasında bile bu yöntemin yararını görebilirsiniz.

7. Çocuğunuza seçenek sunun, böylece onu bağımsız bir birey olarak tanıdığınızı, onun kararlarına saygı duyduğunuzu düşünecektir. Kendisiyle ilgili kararları verebildiğini ve onun seçimine öncelik tanındığını düşünerek inatlaşmaktan vazgeçecektir. Siz de makul bir kaç seçenekten birini kabul ettirebildiğiniz için kendinizi rahat hissedeceksiniz. Sunduğunuz seçenekler ne kadar az olursa çocuğunuzun karar verme süresi de o kadar kısa olur. Sunduğunuz seçeneklerin, herhangi birinin seçilmesi durumunda onayladığınız seçenekler olmasına dikkat edin ki, yeniden bir anlaşmazlık yaşamayasınız.

Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Çocuğumu ne zaman psikoloğa götürmeliyim

Kategori: sağlık — Etiketler:, , , , , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 01:00

Psikoloğa gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı güçleştiriyor. Pek çok aile, ilkokuldan itibaren çocuklarının eğitimi için ciddi bir bütçe ayırıyor, oysa çocuklar için yapılacak yatırımın en büyüğü ilk 6 yılda yapılmalı, çünkü kişilik gelişiminin yüzde yetmişbeşi okul öncesi dönemde tamamlanıyor. Bu dönemlerden sonra çocuğunuzu daha iyi koşullarda yaşatabilirsiniz, ama daha sağlıklı ve mutlu, daha güvenli ve sosyal, daha zeki ve kendini geliştiren bir insan olmasına katkınız çok azalır.

Hangi durumlarda psikoloğa gidilmeli?
Aileler psikologlara çocuklarıyla ilgili aşağıdaki durumlar için başvurabilir.

• Gelişim kontrolü için
• Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıkların tedavisi, sakatlıklar için
• Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri için
• Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt için

Gelişim kontrolü
Psikoloğa gitmek için çocukların herhangi bir sorun yaşamasını veya bir hastalık, davranış bozukluğu geliştirmesini beklemek yanlıştır. 0-6 yaş döneminde çocukları, gelişim kontrolü yaptırmak için düzenli aralıklarla bir uzmana götürmek gerekir. Gelişim kontrolü seanslarına psikoloğun da onayıyla, anne-babalar, çocuk bakıcıları veya çocukla ilişkide olan diğer aile büyükleri de katılabilir. Gelişim kontrolleri sayesinde anne-babaların edinecekleri bilgiler aşağıdaki gibidir;

• Çocuğunuzun gelişiminin normal olup olmadığını öğrenirsiniz. Gelişim kontrolü seanslarında çocukların gelişimleri 5 grupta incelenir; fiziksel, hareket, dil, sosyal-duygusal, zeka gelişimi.

• Geriden gelen gelişim alanlarını ve bu alanları desteklemek için yapmanız gerekenleri öğrenmiş olursunuz. Psikoloğunuz size bu alanı geliştirmenizi sağlayacak egzersizler, oyun ve oyuncaklar önerecektir. Örneğin, siz çocuğunuzun konuşma problemi olduğunu ancak 18. ayda farkedebilirsiniz, ancak bir psikolog bunu 8-10 aylar arası farkedip, dil gelişimini destekleyici egzersizlere ağırlık vermenizi sağlayabilir. Bu şekilde sorunlar çıkmadan önleyebilirsiniz.

• Çocuğunuzun gelişimini desteklemek için neler yapabileceğinizi öğrenirsiniz.

• Çocuğunuzun zayıf ve güçlü yönlerini, eğilimlerini ve bunları geliştirme yollarını öğrenirsiniz.

• Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenirsiniz. • Farkına varmadan yaptığınız hataları görme ve düzeltme olanağı bulursunuz.

• Çocuğunuzla oyun oynamayı ve ona herhangi bir şeyi doğru yöntemlerle öğretmeyi öğrenirsiniz.

• Spor, sanat veya bilimin herhangi bir dalına çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenirsiniz.

• Yaşına göre hangi oyun ve oyuncakları tercih etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.

• Çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili gerekli bilgileri ve bu dönemlerde dikkat etmeniz gereken konuları öğrenirisiniz. Örneğin; 8 ay civarı yabancılardan korkma, 12 ay civarı özgürlüğünü ilan etme, 18 ay civarı tuvalet eğitimine hazırlık vb.

• Ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozuklukları ve hastalıkları hızla teşhis edebilme, önlem alabilme ve tedaviye başlayabilme olanağı bulursunuz.

Gelişim kontrollerine başlamak için en ideal dönem 6-8 aylar arasıdır. Psikologlar gelişim kontrollerini farklı periyotlarla yapabilirler. Çocuğun gelişimine göre seanslar daha sık yapılabilir. Ancak gelişimi normal çocuklar için genellikle aşağıdaki program yeterli olmaktadır.

6 – 36 ay arası: 2 ayda bir görüşme
3 yaş – 6 yaş arası: 4 ayda bir görüşme
Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıklar, sakatlıklar
Aileler, yaygın gelişimsel bozukluklar, cinsiyet anomalileri ve kromozomal bozukluklar için psikologlara başvurabilir. Örneğin, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, down-sendromu, zeka geriliği, konuşma bozuklukları, öğrenme güçlükleri gibi hastalıkların tedavisinde psikologlardan yardım alınabilinir. Bu hastalıklarda tıbbi tedavi gerekliyse, psikologlar destek tedavi programlarını yürütürler. Bunun dışında bu hastalıkların tanısının konamadığı durumlar olabilir, ancak çocuğun hastalığa eğilimi vardır; bu durumlarda tıbbi tedavi uygulanamaz ama bir psikologla düzenli çalışarak, egzersiz yapılarak sorunu tamamen çözmek veya sorunun ilerlemesini engellemek mümkün olabilir.

Kaza sonucu ve doğuştan olan sakatlıklarda da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, psikolojik destek almak hem tedaviye uyumu artırır, hem de çocuğun ve ailenin sorunla başa çıkmasını kolaylaştırır. Bu tür sakatlıklara örnek olarak, körlük, sağır ve dilsizlik, ortopedik sakatlıklar, ağır konuşma bozuklukları vb. Verilebilinir.

Uyum sorunları ve davranış bozukluklarının tedavisinde çoğunlukla psikolojik yardım tek başına yeterli olmaktadır. Bu sorunlar çok yaygındır ve bir çok aile bunları yardım almayı gerektirir bir sorun olarak görmez. Anne-babalar genellikle, bu tip sorunların kendiliğinden geçmesini bekler veya sorunu gidermek için o kadar sağlıksız yöntemler dener ki, sorun yer değiştirerek başka bir forma girer veya büyüyerek çözülemez hale gelir. Uyum ve davranış bozukluklarına örnek olarak aşağıdaki sorunları sıralayabiliriz;

- Gece korkuları
- Fobiler
- Kaygı bozukluğu
- Parmak emme (bebeklik dışında)
- Tırnak yeme
- Öfke ve saldırganlık
- Altını ıslatma
- Dışkı kaçırma veya tutma
- Kekemelik
- Tikler
- Yalan söyleme
- Çalma
- Kardeş kıskançlığı
- Cinsel sorunlar ve mastürbasyon
- Yeme bozuklukları
- Uyku bozuklukları
- İçe kapanıklık
- Aşırı inatçılık

Ailelerin bu sorunları çözmede yaptıkları en büyük yanlışlardan biri sorunu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Oysa, soruna yol açan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Yoksa sorun ya büyüyerek veya yeni bir sorun olarak bir süre sonra yeniden ortaya çıkar. Örneğin tırnağını yiyen bir çocuğu baskı yoluyla veya çeşitli cezalarla bu alışkanlığından vazgeçirebilirsiniz, ancak tırnak yeme alışkanlığına yol açan duygusal sebepler ortadan kalkmadıkça sorun tekrarlar veya çocuk altına kaçırma vb. Gibi yeni bir sorun geliştirir.

Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri Boşanma, aile bireylerinden birinin ölümü, bakıcının değiştirilmesi, şehir veya ev değişikliği, okula başlama, kreşe başlama, kardeş doğumu ve annenin işe başlaması gibi yaşam değişiklikleri çocuklar için önemli duygusal sorunlara yol açabiliyor. Yetişkinler gibi, çocuklar da bu tip değişimlerden farklı düzeylerde etkilenebiliyorlar. Bu değişimlerden önce psikoloğa başvurarak çocukların bu değişime hazır olup olmadıklarını öğrenmekte ve hazır değillerse bu olayların çocuklara nasıl anlatılabileceği konusunda danışmakta yarar vardır. Özellikle boşanma ve kardeş doğumu konularında mutlaka birkaç seanslık danışmanlık alınması gerekir; birçok çocuk bu değişimlerden çok etkilenmektedir.

Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt
Aileler çocuklarının psikolojilerine zarar vermeden bazı basit sorunları çözebilmek için de psikologlara başvurabilirler. Bu sorunların bir kısmı basit önerilerle giderilebilir. Sağlıksız yöntemlerle çözüldüğünde ise yukarıda sayılan uyum bozukluklarına veya duygusal sorunlara yol açabilir. Sorunların hepsinin çocukluk çağlarında ortaya çıkmadığını, çocukluk dönemlerinde yaşanan olayların ve sağlıksız eğitim yöntemlerinin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan sorunlara zemin hazırladığını da unutmamak gerekir. Ailelerin yanıtlarını merak ettiği sorulara aşağıdaki örnekler verilebilir;

- Çocuğumu kreşe hangi yaşta göndermeliyim?
- Başını duvara vuruyor, nasıl engel olabilirim?
- Yüzümüze vuruyor, bu davranışından nasıl vazgeçirebilirim?
- Çok inatçı, her dediği yapılsın istiyor, ne yapabilirim?
- Yatağını ne zaman ayırmalıyım?
- Bana çok düşkün, onu kendimden nasıl uzak tutabilirim?
- Ders çalışmayı sevmiyor, nasıl ders çalışmasını sağlayabilirim?
- Okula gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?
- Kardeşine vurmasını nasıl engellerim?

Psikologlarla ilgili yanlış bilgiler
• Psikologların herkese uygulanabilen hazır reçeteleri vardır.
• Psikologların sihirli değnekleri vardır; bir seansta sorunları ortadan kaldırırlar.
• Psikologlara her şeyi anlatmaya gerek yoktur, ailelerin sırlarını paylaşmaları gerekmez.
• Psikolağa gitmek için hastalık geliştirmek gerekir.
• Psikologlara sadece tedavi amacıyla gidilir, bir sorun yoksa ve her şey yolundaysa gidilmez.
• Psikologlara danışmanlık ve kontrol amacıyla gidilmez.
• Psikologlar sizin farkedemediğinizi farkedemez; sizin çocuğunuzu sizden daha iyi tanıyamaz.

 

Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Bebeğiniz için mükemmel bir besin Anne Sütü

Anne sütü, doğal, mikropsuz, zahmetsiz, ekonomik, her yerde, her zaman hazır ve mükemmel bir besindir.İşte bu yüzden bir annenin bebeğine sunacağı en değerli armağandır.Bebeğinizin sağlıklı bir çocuk ve sağlıklı bir yetişkin olması için mutlaka emzirin.

Çocukların sağlıklı büyümesi ve gelişmesi yeterli ve dengeli beslenmeyle mümkün.Dünyada kötü veya hatalı beslenmeye bağlı enfeksiyonlar nedeniyle milyonlarca çocuk ölüyor, bir o kadarında da büyüme ve gelişme geriliği görülüyor.Bugün bilimsel araştırmalarla beslenme ve sağlık arasında yakın ilişki olduğu ispatlanmıştır.İşte bu yüzden bir bebeğin bu mükemmel besini almasının en doğal hakkı olduğunu bilmelisiniz.

Süt çocuğu için en uygun besin anne sütüdür.Çünkü anne sütü ilk 6 ayda bebeğin tüm gereksinimlerini sağlayan ve sindirim sistemine göre ayarlanmış bir besindir.En çağdaş yöntemlerle ve bilimsel ilkelere uygun şekilde yapılmış en mükemmel endüstri sütleri bile anne sütünün yerini tutamıyor.

Anne sütü pek çok yönden bilimsel olarak araştırılmış ve elde edilen sonuçlara göre diğer besinlere göre üstün özellikleri olduğu saptanmıştır.Bu özellikler nelerdir?

İçerdiği besin maddelerinin üstünlükleri Süt çocukluğu dönemi beslenme açısından oldukça kritik bir dönemdir.Hayatın ilk 4-6 ayında sadece anne sütü ile beslenmek yeterli büyüme ve gelişmeyi sağlar.İşte bu nedenle ancak altıncı aydan sonra ek gıdalara başlamak gerekir.Hayatın ilk 6 ayında doku ve organ sistemleri (sindirim sistemi, karaciğer, böbrekler) olgunlaşmasını tamamlar.Bebek, erken başlanan diyetteki eksiklikler veya fazlalıklardan daha çok zarar görebilir.

Doğadaki her memelinin yeni doğmuş bebeği için kendi annesinin sütü, en uygun besindir.İnsan yavrusu için de anne sütü inek sütünden daha yararlıdır, daha kolay sindirilebilir ve vücut tarafından daha rahat kullanılır.Şu bilinmelidir ki anne sütündeki proteinlerin yapısı inek sütünden farklıdır.Sindirimi kolaydır, alerji yapmaz ve büyüme için gerekli aminoasitleri içerir.

Diyetteki yağlar ana enerji kaynağıdır.Anne sütünde lipaz enzimi olması nedeniyle yağlar, inek sütünden ve formül mamalardan daha iyi emilir.Formül mamalarda ise yağ bileşimi farklıdır.İçinde bitkisel ve hayvansal yağ karışımı vardır.Sindirim sırasında bu yağlar kalsiyum ile kompleks oluşturur.Formül mamalar ile beslenen bebeklerin dışkıları daha serttir ve kabızlık bu bebeklerde daha sıktır.Ayrıca anne sütünde uzun zincirli yağ asitleri bulunduğundan bunlar bebeğin görme ve nörolojik gelişimini sağlar.Anne sütündeki ana karbonhidrat laktozdur.Laktoz kalsiyum emilimini arttırır ve bağırsakta vücuda yararlı bakterilerin (laktobasilus) yerleşimine katkıda bulunur.

Anne Sütü bağışıklık sistemini geliştirir
Anne sütünün enfeksiyonlardan koruyucu özellikleri vardır.Bu şekilde beslenen bebeklerde ishal, zatürre, orta kulak iltihabı daha az görülür.Özellikle doğumdan sonraki ilk birkaç günde üretilen ve kolostrum denen, sarı renkli sütte bağışıklık sistemi hücreleri ve hastalıklardan koruyan antikorlar yüksek düzeydedir.Salgılarda bulunan immunoglobulin A (slgA) vücudumuzu mikroplardan korur, ayrıca alerji ve otoimmun hastalıkların gelişme riskini azaltır.

İlk 4 ayda anne sütünde yüksek konsantrasyonda slgA ve bir miktar IgG ve IgM bulunur.Sütün bağışıklı sistemi üzerindeki etkileri erken süt çocukluğu döneminde daha belirgin olmakla birlikte 2 yaşına kadar devam eder.

Anne sütü ile beslenmenin ileriki yaşlarda insülinle tedavi edilen diyabet hastalığı (IDDM) riskini azalttığını gösteren çalışmalar vardır.Bu nedenle Amerikan Pediatri Akademisi, birinci derece akrabalarında IDDM(insülin bağımlı şeker hastalığı) olan ailelere ilk bir yıl inek sütü bazlı formül mama verilmemesini önerir.Bu anneler ilk 6 ay sadece anne sütü vermeli daha sonra ek gıdalara geçmelidirler.Bu devrede anne sütü yeterli olmazsa ve mutlaka takviye gerekiyorsa kazein hidrolizatı içeren özel formül mamaların kullanılması uygun olur.

Anne Sütünün nörogelişimsel üstünlükleri
Anne sütünde beyin ve gözün retina tabakasının gelişiminin nemli olan uzun zincirli yağ asitleri bulunur.Prematüre bebekler göz gelişimini tamamlayamadan doğduklarından kırma kusurları, şaşılık ve retina yırtılması gibi sorunlar için yüksek risk taşırlar.Uygun tedavi görmeyen prematürelerdeki göz hastalığı (retinopati) körlüğe yol açabilir.Anne sütü ile beslenen prematüre bebeklerde retinopati riski daha düşüktür.Zamanında doğmuş bebeklerde de anne sütünün görme keskinliğini arttırdığını gösteren çalışmalar olmakla birlikte bu henüz kesinlik kazanmamıştır, ancak diğer bütün yararları göz önüne alındığında yine prematürelerde daha belirgin olmak üzere anne sütü ile beslenen bebeklerin gelişim skorları formül mamalarla beslenenlerden daha yüksek bulunmuştur.

Sütünüzün bebeğinize yararları

-Sindirimi kolaydır, sindirime yardımcı aktif enzimler içerir.
-Enfeksiyonlardan koruma özelliği vardır.
-Başta sindirim ve solunum sistemi olmak üzere çok sayıda organ sisteminin büyüme ve gelişmesini düzenleyen büyüme faktörleri içerir.
-Çene ve diş gelişiminde önemli rolü vardır.
-İleriki yaşlarda görülebilecek bazı hastalıkların riskini azaltır.Örneğin diyabet, çölyak hastalığı,Crohn hastalığı vb.
-Alerjiye karşı koruyucudur.
-Anne ile çocuk arasında psikolojik bağı kuvvetlendirir.anne sütü alan bebekler daha az ağlarlar.
-Bebeğin ruhsal, bedensel ve zeka gelişimine yardımcı olur.

Anne Sütüne Dönüş
Anne sütü,yılda milyonlarca çocuğun ölümünü önleyen,besleyici,ekonomik,yan etkisi olmayan ve bebeğe verilirken özel bir işlem gerektirmeyen,steril,ideal bir gıdadır;doğal bir bağışıklama yoludur.4-6 ay tek başına daha sonra da ek bazı gıdalarla birlikte anne sütü ile beslenmenin çocuk sağlığına olumlu etkileri tartışmasız kabul edilmektedir.Anne sütü yaşayan bir sıvıdır.İçeriği çocuğun yaşına,fizyolojik durumuna göre değişir.Anne sütü ile beslenmenin üstünlükleri aşağıda özetlenmektedir.

Anne sütü ile beslenmenin üstünlükleri

• Bileşimi süt çocuğunun yaşına ve fizyolojik özelliklerine göre değişen en uygun besleyicidir.
• Organ ve sistemlerin büyümesini düzenleyen büyüme faktörlerini içerir.
• Enfeksiyondan koruyan faktörler içerir.
• Steridir,her koşuda verilebilir.
• Allerjen değildir.
• Ekonomiktir.
• Anne-bebek arasında olumlu bir ruhsal bağlantı sağlar.
• Tip I diabet,orta kulak iltihabı,diş çürükleri,alerjik hastalıklar,çöliak hastalığı,ağır bağırsak hastalığı iltihabı,gelişme geriliği ve obezitenin gelişmesini önlemede önemli bir faktördür.
• Annede meme kanseri görülme riskini azaltır.
• Doğal doğum kontrolünde etkilidir.

Anne sütünün içeriği
Anne sütünün bileşimi;sütün verildiği döneme,emzirmenin başında yada sonuna doğru alınmış olmasına,gün içinde alınmış olduğu zamana,annenin beslenme durumuna ve bebeğin zamanında doğan,prematüre ve doğum ağırlığının eksik olma durumuna göre değişim gösterir.

Proteinler: Anne sütü protein konsantrasyonu matür sütte 1.1.gr/dl’dir. Bu oran ilk günlerde kolostrumda 2.2.gr/dl’dir.Proteinin besleyici olarak yararlılığı çok yüksektir ve bebeğin ihtiyacını ilk 4-6 ay karşılar.Anne sütünde biyolojik değeri yüksek olan protein inek sütüne göre fazladır ve inek sütündeki allerjen kısım anne sütünde yoktur.Anne sütünde protein yapı taşları yani aminoasitler yüksek orandadır.Taurin,anne sütündeki büyümeyi düzenleyen faktörlerden biridir. Hücre zarının bütünlüğünü sağlar, göz harabiyetini önler. Anne sütünde bir madde, meme bezlerinde süt şekeri sentezine yardımcı olup sütün daha lezzetli olmasını sağlar. Anne sütü yapısı yeni doğanın sindirim sistemi fonksiyonlarına daha uygundur. Anne sütünde proteinden faydalanmayı arttıran maddeler vardır. Bunlar aynı zamanda anne sütündeki demirin emilimini arttırır.

Karbonhidratlar: Süt şekeri laktozdur. Yavaş ve kolay sindirildiğinden bebeğin kan şekeri iyi düzenlenir. Anne sütündeki laktoz annenin diyetinden etkilenmez. Laktoz, kalsiyum emilimini etkiler. Laktoz’un galaktoz kısmı, yağlarla birleşip yanıp bebeğin beyin dokusu gelişimini sağlar. Laktoz aynı zamanda bağırsaktaki zararlı olmayan mikroorganizmaların çoğalmasına neden olur ( probiyotik etki). Bu da bağırsak enfeksiyonlarını belirgin azaltır, bağışıklık sisteminin gelişimini uyarır, allerjen proteinlerin kontrolü ile allerjiye yatkınlığı önler.

Yağlar: yağlar, yeni doğan bir bebek için başlıca enerji kaynağıdır. Anne sütünün sağladığı enerjinin % 40-50 ‘si yağlarda gelir. Bu yağlar, bebeğin beyin gelişimi için gerekli yağ asitlerini sağlar. Hücrelerin zar yapısına girer ve sütteki bazı vitamin ve hormonların taşıyıcısı olur. Doğundan sonraki ilk 5 gündeki sütte ( kolostrum) 2 gr. Olan yağ konsantrasyonu 5-15 gün arası ( geçiş dönemi sütü ) % 2.5-3 grama, 15.günden sonra salgılanan sütte gene % 3.5-4.5 grama ulaşır ve sabit kalır. Sabahları düşük olan yağ düzeyi günün ilerleyen saatlerinde artar. Emzirme döneminin sonunda da yağ oranı daha yükselip doygunluk sağlar. Böylece doyan bebek memeyi bırakır ve şişmanlık riski olmaz. Beyin ve sinir sistemi gelişimi, gözde retina fonksiyonları için gerekli olan doymamış yağ asitleri anne sütünde yüksek oranda bulunur. Anne sütündeki yağ moleküllerinin çap küçük olduğundan emilimi daha kolaydır. Anne diyetindeki değişiklik anne sütü yağ düzeyinden çok yağların dağılımını değiştirir.

Mineraller: Anne sütü mineral miktarı anne diyeti ile büyük değişim göstermez. Annenin mineral depoları kullanılarak bebekte düzenleme olur. Anne sütünde potasyum, sodyum (tuz) ve kalsiyum iyonları ve kompleks bileşikler şeklinde diğer mineraller vardır. Anne sütündeki kalsiyum emilimi yüksek orandadır ( %55), inek sütü veya inek sütünden hazırlanan ticari mamalarda emilim oranı ise %38 civarındadır. Anne sütünde demir düzeyi düşük olmasına rağmen emilim oranı yüksek ve biyolojik yararlığı çok fazladır. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebeklerde ilk 6 ayda demir yetersizliği gelişmez. Annenin demir depoları gereğinde bebek emerken bebek lehine kullanılır. Anne sütünde çinko da vardır ve ilk 5 gündeki süt çinko yönünden çok zengindir.Anne sütüyle beslenen süt çocuğunda bakır yetersizliği görülmez.Diş ve kemik dokusunun gelişiminde gerekli olan florun anne sütündeki miktarı 0.02 ppm’dir.Bu miktar süt çocuğu için yeterli olmayabilir.Bölgedeki su kaynakları flordan fakirse,o bölgedeki bebeklere 6.aydan başlayarak günde 0.25 mg flor eklenmesi önerilmektedir.

Vitaminler: D ve K vitaminleri dışında yağda ve suda eriyen vitaminlerin anne sütündeki miktarları süt çocuğu için yeterlidir. Suda eriyen vitamin düzeyleri, annenin yakın zamandaki beslenmesi ile ilgilidir. Yağda eriyen vitamin düzeyleri (A,D,E,K), hem annenin geçmişteki diyeti, hem de son zamanlardaki diyet özelliklerini yansıtır. Vejeteryan annenin sütü ile beslenen çocuklarda B12 eksikliği ve buna bağlı olarak kansızlık gelişebilir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde, bebek güneş ışınlarından yeterince faydalanamazsa raşitizm gelişebilir. Bu nedenle ilk yılda 15,20 günden itibaren günde 400 IU D vitamini verilmesi önerilir. Anne sütünde K vitamini yeni doğanın ihtiyacını karşılayamadığı için bebeklere doğumda 1 mg K vitamin yapılır. Daha sonraki dönemde anne sütü ve bağırsak bakterilerinin sentezlediği K vitamini ile K vitamini gereksinimi karşılanır. Anne sütünün böbreğe yaptığı yük inek sütüne göre 1/3 oranında azdır. Bu durum, yeni doğanda henüz tam gelişmemiş böbrek fonksiyonlarına uygunluk gösterir.

Büyüme Faktörleri
Anne sütünde başta sindirim ve solunum sistemi olmak üzere birçok organ sisteminin büyüme ve gelişmesini düzenleyen büyüme faktörleri vardır. Bu faktörlerin sütte en yüksek olduğu dönem ilk 5 gün, yani kolostrum dönemidir. Büyümeyi hızlandıran “epidermal büyüme faktörü” anne sütünde en yüksek konsantrasyonda bulunur. Sinir büyüme faktörü, sinir hücrelerinin canlılıklarını devam ettirmede esastır ve anne sütünde mevcuttur. Anne sütünde ayrıca insülin, insüline benzer büyüme faktörü, meme kaynaklı büyüme faktörü, kan yapımı ile ilgili bazı faktörler, interferon gibi koruyucu ve büyümeyi düzenleyen faktörler vardı.

Enzimler : Anne sütünde sindirime yardım eden 20’den fazla madde vardır. Bu maddelerin bir kısmı bebekte sindirimi kolaylaştırırken bir kısmı da hücresel düzeyde mikropların vücutta etkisiz hale getirilmesi sırasında destek sağlar. Anne sütünde hormonlarda mevcut olup, bu hormonların rolleri araştırılmaktadır. Anne sütünde ayrıca, henüz tespit edilemeyip var olduğu düşünülen başka bir sürü faydalı faktör ve yararlı etkiden söz edilmektedir. Annelerin bebeklerine verebilecekleri en güzel armağan onları kendi sütleri ile beslemektir. Ailelerin de annelere yapabilecekleri en büyük destek, onlara stressiz, huzurlu, şefkatli bir ortam sağlayarak süt salgılamasına katkıda bulunmaktır.
Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Menapozda hormon replasman tedavisi kansere neden olur mu

Kategori: sağlık — Etiketler:, , , , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 00:43
Tedavide hormonların kullanılıyor olması ve hormonlar ile çeşitli kanserler arasında ilişki olabileceği hem hekimleri hem de hastaların aklını kurcalayan bir soru. Hormon kanser veya hormon-kalp hastalığı ilişkilerini kanıtlamak amacıyla tüm dünyada pek çok bilimsel araştırma yapılmış ve yapılmaya devem ediyor. Özellikle kadınlık hormonuna bağlı olabildiği bilinen rahim ve meme kanserleri bu araştırmaların odağını oluşturuyor. Hastaların rast gele guruplara ayrıldığı çalışmalarda meme kanserini görünme sıklığının menopoz sonrasında hormon alan kadınlarda bir miktar artış gösterdiği ise eskiden beri bilinen bir gerçek. Ancak yapılan çalışmaların neredeyse tamamında meme kanseri sıklığında hormon alımına bağlı bir artış görülmesine rağmen meme kanserinden ölümlerde hormon alan ve almayan kadınlar arasında fark saptanmamıştır. Bu da hormon alan kadınlarda meme kanserinin daha erken tanınmasına ve hormona bağımlı meme kanserlerinin diğerlerinden daha iyi huylu olmasına bağlanmıştır.

Menopoz öncesinde kadınlarda koroner damar hastalıkları görülme sıklığının erkeklerin sekizde biri olması ve bu sıklığın menopoz sonrasında erkeklerinkine eşit hale gelmesi östrojen hormonu ve koroner damar hastalıkları arasında yakın bir ilişkinin var olabileceğine işaret etmektedir. Nitekim tarihsel kontroller kullanılarak yapılan çalışmalarda hormon alan kadınlarda koroner damar hastalıklarının görülme sıklığından %50 ye varan azalmalar olduğu iddia edilmiş menopoz sonrasında hiçbir yakınması olmayan kadınlarda dahi hormon replasman tedavisi geleceğe yönelik korunma amacı ile önerilmiştir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde de östrojenin koroner damarlar üzerine doğrudan etki göstererek koruma sağladığı ve bunun kan yağlarında olan olumlu değişiklikler ile beraber olduğunda koruyucu etkinin arttığı söylenmiştir.

Literatürdeki tüm çalışmaların geriye dönük olması ve bunun da aldatıcı sonuçlar verebileceği açıktır.

Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Sağlıklı vücut postürleri

Kategori: sağlık — Etiketler:, , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 00:34

Postür nedir? Neden önemlidir?
Postür , vücudun her kısmının ,kendisine bitişik segmente ve bütün vücuda oranla en uygun pozisyonda yerleştirilmesidir.
Postürün düzgün olmayışı zamanla kas ve eklemlerde kalıcı değişikliklere ve bunlarda birçok farklı hastalığa neden olur .
Bu yüzden düzgün postür bilinmeli ve yaşam boyunca dikkat edilmelidir.

Nasıl uyumalı?
Omurganın uyku sırasında dinlenebildiği ve rahatladığı yatış sırtüstü ve yan yatıştır. Yüzüstü yatış omurganın dinlenmesine olanak vermez.
Sırtüstü ve yan yatışta da vücut kısımları yastıklarla desteklenirse daha rahat bir yatış sağlanır.

Masa başında otururken nelere dikkat etmeli?
Masa başında otururken omurganın mümkün olduğunca eğilmemesine ve dik durmasına , masa ve sandalye yüksekliğinin buna göre ayarlanmasına ve
mümkün olduğunca masaya yakın çalışılmasına dikkat edilmelidir.Ayrıca
sandalye bel kavisini destekler tarzda olmalı , ayaklar altına 5-10 cm yüksekliğinde bir cisim konulmalıdır.

Bedensel olarak çalışanlar; aman postüre dikkat
Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik pozisyonda olmasına dikkat ediniz.Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyınız.
Yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırınız ve çömelerek alınız.
Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayınız,yanına iyice yaklaşınız ve öyle alınız.
Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek ve iterek tek başınıza götürmeyiniz.

Yemek yerken postür nasıl olmalı?
Masa başında veya yerde yemek yeme sırasında omurga mümkün olduğunca dik durmalıdır.Yemek üzerine eğilmemeli,yemek ağız seviyesine getirilmelidir.

Ev hanımları nelere dikkat etmeli?
Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik pozisyonda olmasına dikkat ediniz.
Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırınız ve çömelerek alınız .Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayınız,yanına iyice yaklaşınız ve öyle alınız .
Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyiniz.
Ütü yaparken tek ayağınızın altına 15-20 cm yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltiniz, belinizin rahatladığını göreceksiniz.
Elektrik süpürgesiyle veya paspasla yerleri temizlerken öne doğru eğilmeyiniz ve belinizi dik tutmaya gayret ediniz.
Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyunuz ve o eşyanın hizasına yükseldikten sonra alınız.

Spor yaşamımızı uzatır mı

Kategori: sağlık — Etiketler:, , , , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 00:29
. Spor yapma düzeyi ile çeşitli kronik hastalıklar nedeniyle ölüm arasındaki ilişkinin ters orantılı olduğunu gösteren çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Araştırmalarda konu olan hastalıklar genellikle kalp rahatsızlıkları ve kanserdir.. Spor ve sağlık konularında dünya çapında dünya çapında en tanınmış araştırmacılardan birisi olan Dr. Paffenberger’in, iş yerindeki hareket düzeyi ile kalp hastalıklarından ölüm arasında bir ilişki olup olmadığı araştırmak için yapmış olduğu bir çalışmanın sonucuna göre, bir kişinin mesleğindeki hareketlilik düzeyi arttıkça, kalp hastalıklarından ölme riski azalmaktadır.

. Bir diğer araştırma, bu hipotezi bağırsak kanseri için uygulamış ve aynı doğrultuda bir sonuç çıkarmıştır:Günlük yaşamında hareketli olan kişilerde bağırsak kanserine daha düşük oranlarda rastlanmaktadır.

. Harvard Üniversitesi’nden mezun olan ve yaş grubu 35-74 arasında bulunan 16.939 kişi üzerinde gerçekleştirilen bir diğer araştırma sonucuna göre, düzenli olarak spor yapan kişilerde kalp krizi geçirme riskinin % 26 oranında azaldığı gözlemlenmiştir. Çalışmanın sonuçları yorumlandığında, düzenli spor yapan kişinin beklenilen yaşam süresini iki yıla kadar uzatabileceği anlaşılmıştır. Bu araştırmanın başka bir ilginç bulgusu ise, üniversitedeyken spor takımında olan sporcuların, sporu tamamen bırakmaları halinde, yaşamında hiç spor yapmamış olan kişilerle aynı risk grubuna girmiş olmalarıdır. Öte yandan, yaşamında ilk defa spor yapmaya başlayan bir kişi, orta yaşı geçtikten sonra bile spora başlayıp bunu düzenli sürdürdüğü takdirde, sporu uzun yıllardır yapan bir kişiyle aynı yararları görebilir. Kısacası, sporun nimetlerinden yararlanabilmemiz için, önemli olan genç yaşlarda başlamış olmak değil, başladığımızda düzenli sürdürmektir.

. Kondisyon düzeyi ile ölüm oranı arasındaki bağlantıyı incelemek için yapılmış olan en ayrıntılı ve kendisinden en çok söz ettiren araştırma, 1989 yılında Amerikan Tıp Birliği’nin Dergisinde (JAMA) yayımlanmış olan bir çalışmadır. Söz konusu araştırma, 10.2242′ü erkek ve 3.120’si kadın olmak üzere toplam 13.346 kişi üzerinde uygulanmıştır. Deneye katılabilmek için hiçbir kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyon, beyin kanaması, felç veya şeker hastalığı gibi rahatsızlıkların bulunmaması önkoşul olarak belirlenmiştir. Deneyde yer alan kişiler yıllar süren sağlık muayeneleri sonucunda elenerek seçilmiştir. Araştırma sekiz yıl sürmüş; sekiz yılın sonunda 240 erkek ve 43 kadın yaşamlarını yitirmiştir. Aşağıda sunulan tabloda görüleceği gibi, tamamıyla hareketsiz olan kişiler ile biraz hareketli olan kişiler arasındaki ölüm oranı neredeyse yarı yarıyadır. Kondisyon arttıkça ölüm oranı marjinal düzeylerde azalmaya devam etmiştir.

Kondisyon Düzeyi Ölen Erkek Sayısı Ölen Kadın Sayısı
1 (en düşük) 75 18
2 40 11
3 (orta) 47 6
4 43 4
5 (en yüksek) 35 4
Toplam 240 43

Kaynak: journal of Amerikan Medine, 3 Kasım 1989.

Sporun önde gelen yararlarından birisi, belki de en önde geleni, kalp ve damar sistemi üzerindeki olumlu etkileridir.

Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Spor yaşamınıza neler katar

Kategori: sağlık — Etiketler:, , , , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 00:24
Stresle mücadelede spor
Stresi, vücudumuza girmeye çalışan bir şeytana benzetmekten kendimi alamıyorum. Bu şeytanın amacı ise, bütün sistemimizi alt-üst ederek sağlığımızı yitirmemize çabalamaktır. Bunu da hormonun desteği ile yapmaya çalışır.

Stresli olduğumuz durumlarda adrenalin adı verilen hormonlar serbest bırakırlı. Söz konusu bu hormon, vücutta dolanarak tansiyon ve kalp atışlarını yükseltir, nefes alma sıklığımızı arttırır ve kan şekerimizi çıkartır.(53) Vücudumuzdaki bu değişiklikler sonucunda, gergin veya sinirli oluruz. Bu stresi yaratmış olan nedenlerle mücadele edemeyeceğimiz durumlarda, uzun süreli gergin ve sinirli kalabiliriz. Stresi uzun süre üzerimizden atamaz ve hiç gevşemezsek, vücudumuz bu olağanüstü durum ile baş edemeyebilir.
Örneğin, stres yaratan durum uzun süre devam eder ve kalp atışları kontrol altına alınamazsa, kalbimiz bu yükü kaldıramayabilir. Dolayısıyla, ya stresi yaratan durumu yok etmemiz veya stresin vücudumuzda neden olduğu olumsuz etkileri en aza indirmemiz gerekmektedir. Biz ikinci alternatif üzerinde duracağız.

Spor yaparak stresle mücadele etmek mümkündür. Sporun iki yönden yararı vardır; hem vücutta fizyolojik değişikliklere neden olur, hem de psikolojik açıdan destek verir.

Sporun fizyolojik yararları

* Spor yaptıkça, akciğerlerdeki esneklik artar
Esnek bir akciğer, her nefes alışımızda daha çok oksijen almamızı kolaylaştırır. Böylece, hücrelere daha çok oksijen ulaşabilir. Özellikle stresli durumlarda artan oksijen ihtiyacımızı karşılamak açısından, akciğerin, sistemimize destek verme kapasitesinin artması önemli ölçüde yardımcı olabilir.

* Düzenli spor yapan kişilerin dinlenme halindeki kalp atım hızı, spor yapmayan kişilere oranla daha düşüktür.

Düzenli spor yapan kişi, stres altındayken, kalp atışları spor yapmayan kişilerden daha düşük düzeyde kalır ve yavaş yavaş yükselir. Halbuki, vücudu hareketsizliğe alışmış bir kişinin kalp atışları aniden fırlayabilir.
Birdenbire başlayan bir kavgada veya sinir bozucu bir haber aldığımızda, daha önceden sözü edilen adrenalin hormonları, bol miktarda serbest bırakılır. Bunun sonucunda, dinlenme halindeki kalp atım hızı yükselir. Kondisyonlu bir vücutta, adrenalin hormonlarının serbest bırakılma oranlarını denetim altına almak, dolayısıyla kalp temposunun iniş-çıkışlarının aşırıya kaçmamasını sağlamak kolaylaşır.
Kalp atışlarının düşük kalabilmesinin önemi, özellikle bir şok anında fark edilebilir. Düşük kalp atışları, aniden çok yükselebilecek olan kalp atışları yüzünden gerçekleşebilecek bir kalp krizine karşı bir önlemdir.Ayrıca, kişi stres altındayken kalp atışları düşükse daha sakin kalabilir ve duygularını daha rahat kontrol altına alabilir.
* Spor yaparken endorfin hormonları üretilir
Genellikle, yapmakta olduğumuz sporu en az 30 dakika devam ettirdikten sonra, endorfin hormonları salgılanır. Endorfinin vücuttaki işlevi morfine benzetilmektedir. Hem doğal bir ağrı kesici, hem de yatıştırıcı niteliği vardır.

* Yorucu ve stresli bir iş gününün sonunda spor yapmak, gün boyunca stresin yarattığı etkilerden arınmamıza yardımcı olur.
Stresli bir günü sonunda, vücutta büyük bir olasılıkla adrenalin hormonları birikecektir. Vücutta bu hormonlardan gereğinden fazla olduğu sürece rahat etmemiz ve sakin olmamız oldukça zordur.
Yapılan araştırmalar, spor sonucunda hızlanmakta olan metabolizmanın, adrenalin hormonlarından daha çabuk kurtulmamızı sağladığını göstermektedir. Ayrıca, kişinin iş yerindeyken sinirlenmesine, üzülmesine yada endişe etmesine neden olan olayları aklından çıkarmasına yardımcı olabilir. Böylece, akşam yemeğinde de surat asmamış oluruz!
Yarım saat spor yaptıktan sonra, vücudumuzda serbest bırakılmaya başlanan endorfin hormonları, daha önceden söz ettiğimiz gibi, bizi yatıştırır ve rahatlatır. Sağlık açısından bu, sinirlerimizi yatıştırmak için alabileceğimiz ilaçlardan çok daha mantıklı bir çözümdür.
Sporun, ilaçlardaki gibi sağlığımıza dokunabilecek hiçbir yan etkisi olmaması bir yana, artık hepimizin bildiği birçok yararı da vardır. Başka bir deyişle, hem ilaçlara olan bağımlılığımızın azalması, hem de vaktimizi iyi değerlendirmenin verebileceği haz duygusu, günün sonunda spora başvurmamız için yeterli nedenlerdir.

Sporun psikolojik yararları
*Kronik psikolojik stresin birikmesini önler
Bu tür stres hem tansiyon, hem de kalp rahatsızlıklarını artırabilecek risk faktörüdür.(55)

*Uykusuzluktan kurtulmamızı sağlar
Uykusuzluk çekmek, stresin neden olabileceği tipik sonuçlardan birisidir. Uykusuz kaldıkça, stresle baş edebilmemiz de zorlaşır. Düzenli spor yapmak, geceleri daha rahat uyumamızı sağlayarak uyku alışkanlığımızı normal akışına sokabilir.Uykumuzu almak, stresli durumlara karşı dayanıklı olmamıza yardımcı olur.

*Ruhsal açıdan bizi çok rahatlatır
İnsan spor yaparken problemlerini, dertlerini ve sıkıntılarını unutup, kısa bir süre için de olsa, yaptığı etkinliğe konsantre olur.Ayrıcai yararlı bir uğraş olduğu için, kişi kendisiyle gurur duymaya başlar. Sıkıntı, yerini başarı duygusuna bırakır. Spor yapmak özellikle, güvensizlikten veya boşluktan kaynaklanan stres ve bunalımdan kurtulmaya yardımcı olur.

*Futbol gibi bir takım sporu yapılıyorsa, kişi hem sosyal iletişim kurar, hem de ortak bir hedef için takımıyla birlikte mücadele verir.
Diğer takımı yenmek olan bu hedef gerçekleşirse, büyük bir heyecan, mutluluk, gurur ve başarının getirdiği duygular yaşanır. Şayet yenilgi ile sonuçlanacak olursa, bir sonraki maça kadar ortak bir hedef uğruna çalışmaya devam edilecektir. Kişi, tek başına yapılan sporlarda da kendine buna benzer hedefler koyabilir.

Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Ufak ideal egzersiz reçeteleri

Kategori: sağlık — Etiketler:, , , , , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 00:20

Boyun Egzersizleri
* Sandalyede oturarak başınızı yavaşça sağa döndürerek 3 sn böyle durun sonra aynı işlemi sol tarafa doğru tekrarlayın.En az 5 defa tekrarlayın.
* Sandalyede oturarak başınızı yavaşça çeneniz göğsünüze değecek şekilde eğmeye çalışın.Dinlenin.Başınızı yavaşça arkaya bükün ve dinlenin.En az 5 defa tekrarlayın.
* Sandalyede oturarak başınızı yavaşça kulağınız omuza değecekmiş gibi sağ ve sola eğin.5 defa tekrarlayın.

Omuz Egzersizleri
* Ayakta veya otururken kolunuz vücut yanındayken önden yukarıya doğru baş hizasına kadar kaldırın sonra aynı yoldan geri indirin.
* Aynı pozisyonda kolunuz vücut yanındayken yandan yarım daire çizer gibi baş hizasına kadar kaldırın sonra aynı yoldan geri indirin.
* Omuzları öne ve geriye doğru çevirme.

Bel ve Karın Egzersizleri
* Sırtüstü dizler bükülü,ayak tabanları yerde ve kollar yanlarda olacak şekilde yatınız.
Bir elinizi belinizin altına koyarak diğer el ile beliniz arasında
elinizi sıkıştırınız.Bel kavisini düzleştiriniz 5 sn bu işlemi sürdürüp gevşeyiniz.
* Elleriniz dizlerinize doğru uzatarak başınızı ve kürek kemiklerini yerden
kaldırınız.5-10sn bu pozisyonu koruyup gevşeyiniz.

Sırt Egzersizleri
Karnınızın altına ince bir yastık yerleştirerek kollar yanlarda yüzükoyun yatınız.
Başınızı ,omuzlarınızı ve kollarınızı yukarıya doğru kaldırarak 5 sn bu pozisyonu sürdürüp gevşeyiniz.

Kalça ve Diz Egzersizleri
Bir ayağınızın topuğunu sürüyerek,kalça ve dizinizi bükünüz sonra uzatınız aynı egzersizi diğer bacağınıza tekrarlayınız.
Bir ayağınızın topuğunu sürüyerek,bacağınızı yana doğru açıp kapayınız. Aynı egzersizi diğer bacakta tekrarlayınız.

Spor türünü seçerken nelere dikkat etmeli

Kategori: sağlık — Etiketler:, , , — İstonbul net & Sağlıklı Yaşam @ 00:17
 
 
Spor türünü seçerken nelere dikkat etmeli?
Birçok spor türü açısından hangi spor dalını seçebileceğimizi bilmek önemlidir.
Şayet belli bir kas grubunu geliştirmek istiyorsak başta ağırlık kaldırma olmak üzere “isotonik” ismi verilen spor türleri tercih edilebilir. Bunlar arasında en popüler spor, ağırlık kaldırmadır. İkinci bir alternatif ise “aerobik” sporlarıdır.Aerobik, kalp sistemini gerçekten çalıştıran tek spor türüdür.Aerobik spor türleri sanılanın aksine sadece aerobics olarak tanımlanan ve spor salonlarında güzel kıyafetler giyilerek yapılan spor değildir.Anlamı, düzenli olarak yapılan ve belirli bir zaman sürdürülerek kalbin daha hızlı atmasını sağlayan, genellikle daha sık nefes almamıza yol açan bir spor türüdür.”Anaerobik” aporlar ise kısa süre içerisinde çok güç sarf edilen sporlardır.Bu gruba örnek olarak 100 metre koşu yarışları verilebilir.
Biz daha çok “aerobik” sporlarla ilgileneceğiz çünkü belirttiğimiz gibi sadece “aerobik” sporlar kalp sistemimizi çalıştırır ve kilo kaybetmemizde yardımcı olabilir.
Aerobik sporlar, vücudumuzun oksijen gereksinimini bol miktarda artıran spor türleridir.Bu artan ihtiyacı karşılayabilmek amacıyla, kalp, akciğer ve kan hacmi gibi oksijen temin eden sistemlerin daha iyi çalışması gerekir.

Aerobik sporunun yararları nelerdir?
Düzenli aerobik yapan bir kişinin vücudunda oluşacak değişiklikler oldukça etkileyicidir.
- Kalp ve damar sistemini daha verimli çalışmaya zorlar; hem kalp kasları güçlenir, hem de kalp her atışta daha çok kan pompalamaya başlar.
- Dinlenme esnasındaki kalp atışları yavaşlar.
- Sistemdeki toplam kan hacmi artar (volume). Dolayısıyla, gerektiğinde daha fazla miktarlarda oksijen temin edilebilir.
- Vücutta kan dolaşımı kolaylaşır.
- Kaslar, içlerinden geçen kandan daha çok oksijen çekme kapasitesini geliştirirler.
- “İyi” kolesterol olarak tanımladığımız HDL miktarı artar. Böylece toplam HDL oranı düşer ve damar sertleşme riski azalır.
- Akciğerlerin kapasitesi artar.
- Sağlıklı ve güçlü bir kemik yapısının oluşmasını destekler.
- Kas kaybına neden olmadan yağ yaktığı için, uzun vadeli kilo vermemizi kolaylaştırır.
- Ruhsal problemler ile baş etmemizi kolaylaştırır.

Aerobik sporundan yarar sağlamanın üç koşulu
1-Hiç durmadan en az 15-20 dakika devam etmelidir.
2-Rahat bir temposu olmalıdır.
3-Bacak kaslarını kullanmamızı sağlayan (yüzme hariç) bir spor olmalıdır.

Aerobik sporlar hangi sıklıkla yapılmalıdır?
Aerobik sporlar en az 20 şer dakikadan haftada üç defa yapılmalıdır.Aerobik sporlarda en önemli olgu sürekliliktir. Tabi haftada altı gün birer saat yapılan bir spor daha idealdir.Ne var ki, herkesin bu tempoyu uzun vadede sürdürmesi kolay değildir. İki ay süreyle yapılan çok sıkı bir program sonucunda, o programı sürdüremeyeceğinizi hissederseniz sakın tamamen vazgeçmeyin. Hemen hemen her gün yapılan spor ancak profesyonel sporcular veya çok meraklı olan kişiler tarafından uzun vadeli sürdürülebilir. İlk hevesle girişilen böyle sıkı bir programın sonucunda bu işi devam ettiremeyeceğimiz tehlikesi vardır.

Eski Yazılar »

WordPress'in desteğiyle.