Kolesterol seviyesini etkileyen faktörler kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz faktörler olarak başlıca 2 ana gruba ayrılır:
Kontrol edemediğimiz faktörler;
Kalıtsal faktörler: İnsan vücudunun ne kadar kolesterol üreteceği kalıtsal olarak bellidir. Aileden gelen genlerle kişinin kolesterol seviyesinin daha yüksek olması mümkündür. (Ailevi hiperkolesterolemi)
Cinsiyet: Menopoz dönemi öncesinde kadınların kolesterol seviyelerinin aynı yaştaki erkeklerin kolesterol seviyelerinden daha düşük olduğu gözlenmiştir.
Yaş: Yaş artışıyla beraber genellikle kolesterol seviyelerinde artış gözlenir. Özellikler kadınlarda menopoz dönemi sonrasında LDL kolesterol seviyelerinde yükselme olduğu gözlenmiştir.
Kontrol edebildiğimiz faktörler;
Beslenme: Yağ bakımından zengin yiyeceklerin fazla tüketimi kan LDL kolesterol seviyelerinin yükselmesine sebep olur.
Kilo: Kilolu kişilerin kanlarında kolesterol miktarı oldukça yüksektir ve obezite kalp damar hastalıkları için en ciddi risk faktörlerinden biridir. Kişi kilo vermeye başladığında toplam kolesterolü, kan LDL kolesterolü azalır ve kan HDL kolesterolünde artış gözlenir.
Egzersiz: Fiziksel aktivitesi düşük olan kişilerin kan LDL kolesterol miktarlarının yüksek, HDL kolesterol miktarlarının ise düşük olduğu saptanmıştır. Düzenli egzersiz yapan kişilerin ise kan LDL kolesterolleri düşerken, HDL kolesterollerinde artış gözlenir.
Diyabet: Diyabet ( Şeker Hastalığı ) kalp damar hastalıklarına yol açan, kan kolesterolünü ve özellikle kötü kolesterolü ( LDL ) yükselterek kalp ve damar hastalıklarına yol açan çok sık görülen en önemli kronik hastalıklardan biridir
Kolesterol tüm vücutta doğal olarak bulunan ve vücut fonksiyonları için gerekli olan yağsı bir maddedir. Vücuttaki kolesterolün 2 kaynağı vardır.
- vücut içinde karaciğer ve diğer hücreler tarafından üretilen kolesterol (kan kolesterolünün yaklaşık %75’ini oluşturur)
- yediğimiz besinlerle dışarıdan alınan kolesterol (kan kolesterolünün yaklaşık %25’ini oluşturur)
Kolesterol sağlıklı bir yaşamın parçası olduğu kadar kanda fazla miktarda bulunması da vücut için zararlıdır. Çünkü yüksek kolesterol seviyeleri damarların zamanla daralmasına ve ileride de tıkanmasına yol açabilir; kısacası yüksek kolesterol kalp ve damar hastalıkları riskini önemli ölçüde arttırmaktadır. |
İyi Kolesterol ve Kötü Kolesterol nedir?
Kolesterolün kanda taşınması için proteinle birleşmesi gerekir ve bu birleşime lipoprotein adı verilir. Düşük yoğunluklu lipoproteinler (LDL) kötü kolesterol, yüksek yoğunluklu lipoproteinler (HDL) iyi kolesterol olarak tanımlanır.
Kötü kolesterol (LDL Kolesterol): Damarlarda birikerek damarlarda plaklar oluşturur ve damarları tıkar. Kandaki seviyesinin yükselmesi kalp ve damar hastalıkları riskini arttırır.
İyi kolesterol (HDL Kolesterol): Vücudun farklı bölgelerindeki kolesterolü karaciğere taşır ve kolesterol vücuttan atımını sağlar. Kandaki seviyesinin yükselmesi kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır.
Kolesterol Seviyeleri
20 yaş ve üzerindeki herkes en az 5 yılda bir olmak üzere kolesterol değerlerini ölçtürmelidir
Bitkisel steroller /stanoller kolesterol oranını düşürmeye, düşük kolesterol de kalp ve damar sağlığının korunmasına yardımcı olur.
- Bitkisel steroller, bitkiler tarafından üretilir. Bitkisel yağlarda (ayçiçek yağı, mısır yağı, vb.), meyvelerde, sebzelerde, baklagillerde, tahıllarda ve bazı kabuklu yemişlerde bulunur.
- Bitkisel steroller/stanoller (fitostanoller), bağırsaktan kolesterolün emilimi engeller ve kolesterolün vücuttan atılmasını sağlayarak kan LDL kolesterolü %8-15 oranında hiçbir yan etki göstermeden düşürür; bu sayede kalp ve damar sağlığının korunmasına yardımcı olur.
- FDA(Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) kolesterolü düşürmek için alınması gereken bitkisel sterol/stanol miktarının en az 1,3 g/gün olduğunu belirtmiş ve bitkisel steroller/stanollerin kolesterolü düşürmedeki etkinliğini onaylamıştır.
Corovin içeriğindeki bitkisel steroller/stanoller ile total kolesterolü ve LDL kolesterolü düşürerek kalp ve damar sağlığını korur.
- Resveratrol, üzüm, kırmızı şarap, yer fıstığı ve yabanmersininde bulunan polifenolik bir bileşiktir. Damar sertliğini önlemede ve kalbi korumada güçlü etkilere sahiptir. Resveratrol doğal bir antioksidan olarak hücre koruyucu özellik göstererek serbest radikallerin hücrelere zarar vermesini önlemeye ve daha sağlıklı bir yaşam sürmeye yardımcıdır.
|
- Resveratrolün Fransız Paradoksu’nun oluşumdaki başlıca etken olduğu düşünülmektedir. Fransa’da kırmızı şarap tüketimi ile kardiovasküler hastalık sıklığı arasında ters orantı saptanmıştır. Fransız toplumu yağ ve kolesterol bakımından zengin gıdalar tüketmesine rağmen kalp ve damar hastalıkları oranı Fransız toplumunda oldukça düşüktür ve bunun nedeninin kırmızı şarap tüketimine bağlı olarak günlük 1 ila 2,5 mg arasında resveratrol alımına bağlı olduğu düşünülmekte ve bu durum, ” Fransız Paradoksu ” olarak adlandırılmaktadır.
|
Oleuropin insan vücudunda bulunan 2 enzim tarafından elenoik aside dönüştürülür. Elenoik asit çok güçlü antibakteriyel etkilere sahiptir ve özellikle patojen bakterilere karşı öldürücü etkileri vardır.
Oleuropin bağışıklık sistemini güçlendirerek, bağışıklık sisteminde görevli hücrelerin üretimini arttırır.
Oleuropin ekmek, tahıl, bol meyve, bol sebze, kuru baklagiller, kuruyemiş, zeytin ve zeytinyağı tüketimine dayalı beslenme düzeninden oluşan, kalp-damar dostu olan Akdeniz diyetinin temelini oluşturmaktadır.
Oleuropin zeytin ve zeytin yaprağında bulunan, hücre yenileyici ve yaşlanmayı geciktirici (anti-aging) etkileri olan güçlü bir glikozittir. Aynı zamanda insan vücudunda bulunan serbest radikallerin parçalanmasını ve vücuttan atılmasını sağlar.
Oleuropin antiaterosiklerotik etkilidir ve damarların yaşlanmasını geçiktirerek damar sertliği oluşuma karşı koyar, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etkiler oluşturur. Dolaşımdaki kan’ın akışkanlığını arttırarak kalp ve beyin gibi hayati organların kan ile daha iyi beslenmesine yardımcı olur.
Oleuropin insan vücudunda bulunan 2 enzim tarafından elenoik aside dönüştürülür. Elenoik asit çok güçlü antibakteriyel etkilere sahiptir ve özellikle patojen bakterilere karşı öldürücü etkileri vardır.
Selenyum: Güçlü bir antioksidandır ve vücuttaki tüm sistemleri serbest radikallerin zararlı etkilerinden koruyarak daha sağlıklı bir yaşam sürdürmeye yardımcıdır. Selenyum kalp damar sağlığının korunmasında çok önemli görevleri bulunmaktadır. Damar içinde damar sertliği oluşumununa karşı koyar, kalbi doğrudan koruyucu etkileri vardır, günlük en az 50 µg Selenyum alınmalıdır.
Krom: Kan şekeri ve libit metabolizmasında düzenleyici etkilere sahiptir. Kalp ve damar sağlığının korunmasında vazgeçilemez bir mineraldir. Bu nedenle en az 50 µg Krom alınması önerilmektedir. Yapılan çalışmalarda krom kullanımının, damarlardaki kolesterol birikimini yok etmekte olduğu ve damar sağlığını koruyucu özellik gösterdiği saptanmıştır.
Krom, spor yapılarak kilo kaybı esnasında kas oluşumuna yardım etmekte, kandaki kolesterol seviyesini düşürmekte ve kan şekerini optimize etmektedir.
Vitamin C: İnsan vücudu için en önemli vitaminlerden biri olan Vitamin C antioksidandır, bu etkileri ile kötü kolesterolün oksidasyona uğrayarak damar içinde birikmesine karşı koyar. Damar içini döşeyen ve hayati öneme sahip endotel tabakasının iyi fonksiyon görmesine aracılık eder.
Vitamin E: Yağda çözünen çok güçlü ve önemli bir antioksidandır. Özellikle hücre zarları ve lipoproteinlerde önemli antioksidan işlevler görmektedir. Damar sertliğini önleyici damar içinde gereksiz pıhtıların oluşuma karşı koyan güçlü bir vitamindir. Vitamin E kullanımının kalp ve damar sağlığını koruyucu etkileri vardır.
Homosistein : Homosistein vücudun normal metabolizması sırasında açığa çıkan, damar yapısına, kalp dokusuna, beyne ve kemiklere toksik etkiler gösteren bir bileşiktir. Kan homosistein düzeyinin yükselmesi kalp damar hastalıkları, inme, kemik erimesi ve Alzhaimer hastalık riskinde artışa yol açar. Vitamin B2, B6, B12 ve Folik Asit kan homosistein düzeyini en etkili bir şekilde düşüren ve kalp damar sağlığı ile beyinin fonksiyonlarının ve sağlığının korunmasında hayati öneme sahip vitaminlerdir.
Gribal enfeksiyonlar kış döneminde çok sıklıkla karşılaşılan ve çalışan bireylerde ciddi iş gücü kaybına, çocuklarda ise okul devamsızlığına yol açan, kimi zaman çok ağır geçirilebilen, influenza virüs tiplerine bağlı gelişen solunum yolu hastalıklarıdır. Bugünlerde reyting rekorları kıran domuz gribi tartışmaları ve hergün televizyonlarda ya da gazetelerde çıkan domuz gribine bağlı hasta ve ölüm rakamları herkesi ciddi ölçüde tedirgin etmektedir.
Sağlık Bakanlığı herkese ellerini yıkamalarını salık vermektedir. Ancak el yıkamak virüsün solunum yoluyla insan vücuduna girmesini engellemez. El yıkamak bireysel temel hijyen koşuludur ve her zaman uygulanmalıdır. Ancak insanlara 1 metreden fazla yaklaşmayın demek, el sıkışmayın demek özellikle sosyal ve kalabalık ortamlarda çalışan ya da okuyan hem çocuklar hem de erişkinler için hiç de uygulanabilir metotlar değillerdir.
Öyleyse ne yapacağız?
Sıklıkla gripte antibiyotik kullanımı tartışma konusu olmaktadır. Grip bir virüse bağlı ortaya çıktığından (örneğin domuz gribi H1N1 İnfluenza virüsü, pandemik grip), antibiyotikler doğrudan virüse etki göstermezler. Ancak grip ilerlediğinde, solunum yolunu harap etmesi nedeniyle o bölgede bağışıklık direnci kaybolmakta ve üzerine çok kolaylıkla bakteriler yerleşerek çok ciddi zatürreye neden olabilmektedir. Ancak hiç kimse doktor önerisi ve gözetimi olmadan antibiyotik kullanmamalıdır. Adı üstünde anti-biyotik yani canlılığa ya da hayata karşı demektir ve çok ciddi yan etkilerinin ötesinde toplum sağlığını çok derinden etkileyen mikropların özellikle bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına yol açar. Bu nedenle reçetesiz satılmaları yasaktır. Peki bir de antiviral ilaçlar var. Bunlar virüslerin çoğalmalarını engelleyerek virüslere bağlı hastalıklarla etkin bir şekilde savaşmaktadır. Burada mutlaka belirtilmelidir ki bu antiviral ilaçlar çok sınırlı sayıdadır ve bu ilaçlara virüsler direnç kazanırsa hayatımız kararabilir.
Öyleyse grip gibi virüslere ve özellikle domuz gribine yol açan influenza virüsüne karşı ne yapmalıyız?
Devlet Planlama Teşkilatı, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Konya Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Mikro-Gen İlaç ortak bir proje yürüterek gribal enfeksiyonlara çok güçlü bir direnç oluşturan ekinezya (Echinecea Purpurea Herba) bitkisini yetiştirip saflaştırarak Echinol® isimli preparatı geliştirmişlerdir. Echinol ® içinde bulunan Ekinezya bağışıklık sistemini güçlendiren, iltihaplanmaya karşı koyan, vücudun direncini arttıran çok güçlü tıbbi bir bitkidir. Ancak çok özel metotlarla ekstrakte edildiğinde gribe karşı hem koruyucu hem de tedavi edici etkiler göstermektedir. Dünya tıp literatürüne baktığımızda birkaç ay önce dünyanın en prestijli virüs araştırma dergisi olan Antiviral Research adlı dergide yayınlanan ve Kanadalı bilim adamları tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada, Ekinezya’nın güçlü bağışıklık güçlendirici etkisinin yanı sıra influenza virüsünün oluşturduğu iltihaplanmaya da çok güçlü bir şekilde karşı koyduğu bildirilmiştir.
Ekinezya nasıl kullanılmalıdır?
Dünya Sağlık Örgütü ya da Avrupa İlaç Birliği, Ekinezya kullanımını günlük 3 defa 300 mg olarak önermektedir. Küçük çocuklara bunun yarı dozu kullanılabileceği gibi ciddi hiçbir yan etkisinin olmaması nedeniyle erişkin dozu da büyük çocuklara verilebilir. Erişkinler ise en az günlük 900 mg Ekinezya standardize ekstresi almalıdırlar. Ancak dünyanın en ünlü herbalistlerinden biri olan Kalifornia’dan Dr. Michael Tierra, Ekinezya’nın özellikle gribal enfeksiyonun ilk iki gününde daha yüksek ve sık dozlarda alınmasını, 3. günden sonra normal doza inilmesini önermekte ve Ekinezya’nın antibiyotikler kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Ekinezya şurupları kullanırken olabildiğince ağızda tutulmalı, mümkün ise birkaç dakika gargara yaptıktan sonra içilmelidir. Böylece ağız ve boğaz boşluğuyla temas süresi arttırılarak etkinliğin daha fazla ortaya çıkması sağlanabilir.
Ekinezya’nın 8 haftadan uzun, aralıksız kullanılmaması gerektiği bilinmektedir; ancak doktor kontrolünde ve gerekli olduğu durumlarda daha uzun süre de kullanılabilir. Allerjik astımı bulunan ve 1 yaşından küçük çocuklar sadece doktor kontrolünde ekinezya kullanabilirler.
Domuz gribinin çok sık konuşulduğu bugünlerde hijyen elbette ki çok önemlidir, ancak yetmez. Bu nedenle kişilerin bağışıklık sistemini güçlendirecek ekinezya, vitamin C, çinko, propolis, nar suyu, yeşil çay olabildiğince sık kullanılmalıdır.
mikro-gen.com dan alınmıştır
Değinilmesi gereken tek çarpıklık olan konu bumu?Hayır,tabiki yalnızca bu değil ancak sağlık ve ilaç sektöründe çalışan biri olarak beni en derinden etkileyen konu bu ve bu yüzden değinmek istedim.Sağlık ve sağlık ürünleri dikkat,titizlik,kalite,profesyonellik ister.Sağlık şakaya gelmez.evet sağlık şakaya gelmez diye uyarıyorum çünkü özellikle reçetesiz satılan,tedaviye yönelik olmayan bitkisel destek ürünlerinin üretim ve pazarlamasında rol alan amatör firmalar tehlike ve sorun teşkil etmekte!Sağlığı hiçe sayan bu gidişata rağbet etmemek gerek ama kişilerin beklentileri ve zayıf noktaları kullanılıyor adeta..Kaliteli ve hijyenik olmayan denetimsiz üretim şartlarında üretim yapıp veya yaptırıp,bünyesinde ne bir eczacı ne bir hekim ne bir kimyager barındırmayan kendilerini bir profesyonelmiş gibi yansıtan ancak profesyonelliğin yanından geçmeyen,insan sağlığını değil sadece ve sadece parayı düşünen,sağlık hizmeti veriyormuş gibi görünen ancak sağlığı tehlikeye sokan,kendilerini xxx bitkisel,xxxxx ilaç diye adlandıran,amatörlerden ve ürünlerinden uzak durulmalı!Yoksa hem cebinizden paranız hemde bünyenizden sağlığınız gidebilir!Üretimi ya merdiven altı yada uzak doğu olan,kaliteden uzak,insan sağlığı için tek bir faydası bile olmayan aldatmacalar!!!Süslü cümlelerle işlenen yağları yakar,doğal,kilo verdirir,kolesterolü düşürür,kan şekerini dengeler diye başlayıp faydaları saymakla bitirilemeyen
bu tehlikeli ürün ve firmaları nasıl teşhis edebiliriz?
Öncelikle eczacı,hekim,diyetisyen üçlüsünden en az birinin fikrini almaya çalışalım.Sağlık bakanlığı onayı arayalım!Üretim yapılan yerin kalite standartlarına uygun olup olmadığını araştıralım.Kurumsal ve profesyonel bir firmamı,bünyesinde eczacı ve/veya doktor barındırıyormu öğrenelim!Bu saydığım özellikleri taşıyorsa kendimizi güvende hissedebiliriz.Ama sağlık profesyoneli değilse,tezgahtar ve pazarlamacı ile yola başlayıp üreti merdiven altı ve/veya uzak doğu falan ise 1 defa değil 1000 defa düşünün.aldanmayın,aldatılmayın!
Sıfatı,yetkisi,tecrubesi olmayıp sağlığı hiçe sayan firmalardan uzak durmak o kadarda zor değil aslında!Ülkemizde bu sektörde faliyet gösterip gerçekten önce insan sağlığını düşünen,profesyonel anlamda üretim yapan,tecrübeli,işin ehli kişi ve firmalarda var.Önce sağlık deyip insanlara faydalı olabilmeyi amaç edinen firma olarak mikro-gen ilacı ,zayıflama ürünü olarakta activin-t ve exodex i hatırlatmak isterim.Bu ürünler insan sağlığının yararı üşünülüp üretilmiş kaliteli ve sağlık bakanlığı onayları bulunmaktadır.zayıflamak isterken kendini ve parasını kullandırmak istemeyen kişiler umarım bu yazımızı dikkatle okur!
ürün ve firma bilgilerine ulaşmak isteyenler için;
www.exodex.net
www.activin-t.com
www.mikro-gen.com