Şifayı doğal yollarla bulabilirsiniz
Uzmanlar, en ufak bir ağrı veya ateşte hemen antibiyotik ve ağrı kesicilere başvurmanın son derece sağlıksız olduğunu söylüyorlar. Peki bu ağrılarla nasıl başedeceksiniz? Cevap basit: Doğal yollarla. Kimi zaman evlerimize sıklıkla giren besinler, kimi zamansa hiç kullanmadıklarımız imdadımıza yetişebiliyor. Yeter ki hangi besinin hangi rahatsızlığa iyi geldiğini bilelim.
12 Aralık 2009
Şifayı doğal yollarla bulabilirsiniz
Düzenli ve doğal besinlerle beslenme
| Düzenli ve doğal besinlerle beslenme |
| Hormon ve genetik töntemler kullanılmadan, biyolojik yöntemlerle üretilen doğal besine ilgi artıyor. “VİTAL” adlı derginin son sayısında yayınlanan bir anketin sonuçlarına göre, kadınların yüzde 56`sı, erkeklerin ise yüzde 39`u ekolojik ürünlerin kullanılmasını önemli buluyor. Araştırmanın ortaya koyduğu diğer bir istatistiğe göre, Almanya`da halkın yüzde 48`i meyve ve sebze tüketiminde ekolojik yöntemlerle ürünleri tercih ediyor. Et ve balık ürünlerinde bu oranın yüzde 31 olduğu belirtilen araştırmada, yumurtada halkın yüzde 25`inin, ekmekte yüzde 13`ünün ve meyve sularında yüzde 10`unun ekolojik ürünleri tercih ettiği görülüyor. Araştırmaya göre halkın yüzde 26`sı, ekolojik ürünler kullanmıyor. |
11 Aralık 2009
Diyabette Beslenme Tedavisi
| Diyabette Beslenme Tedavisi |
| Sağlıksız ve uygun olmayan bir beslenme, diyabetli kişinin kan şekerini ve kan yağlarını yükseltir. Egzersiz ve ilaçlar (insülin ve ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlar) ise, kan şekeri ve kan yağlarını düşürür. Bu üç temel unsurun dengede tutulması, diyabetinizin iyi tedavi edilmesini sağlar.
Diyabetin tedavisinde, beslenmenin üç temel amacı vardır. 2-İdeal ağırlığınıza ulaşın ve bunu koruyunuz. 3-Sağlıklı besleniniz. Sağlıklı Beslenmenin Altın Kuralları |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Bitkilerden gelen destek Lif
| Bitkilerden gelen destek: Lif | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Sindirim enzimlerinden etkilenmeyip, diğer besin öğeleri gibi sindirimi yapılamayan ve bitkilerde bulunan çeşitli maddelere lif (posa) denilmektedir.
Lif hiçbir vitamin, mineral, kalori sağlamaz. Aksine sindirim, sistemimizin rahat çalışmasına yardımcı olur. Kanser, kalp hastalığı, diyabet gibi hastalıklara karşı korunma sağlarken; kabızlık ve birçok bağırsak bozukluklarının engellenmesine yardımcı olur. Lif; çözünebilen ve çözünemeyen olarak bitkilerde yer alır. Çözünemeyen liflerin tahılların kepeğinden ve kurubaklagillerden alırız. Bu tür lifler, dışkı hacmini artırarak kanserede neden olabilecek maddelerin hızla bağırsaklardan atılmasını sağlamaktadır. Çözünen lifler ise elma, muz, turunçgiller, havuç gibi meyve sebzelerde bulunurlar ve midede suyla birleşip, jöle oluştururlar. Gıdanında mideden geçişini yavaşlattıkları için daha uzun süre tokluk hissi oluştururlar. Teknolojinin gelişmesi sonucu tüm gıdalar rafine edilmekte, ayrıca fast-food tarzı beslenme yaygınlaştığı için lif tüketimi oldukça azalmıştır. Günde 20-35 gram arasında lif tüketilmesi önerilmektedir. Ancak lif alımını birden artırmak şişkinlik, bulantı, hatta gaza sebep olabilir. Yan etkilerini bol su içerek önlemek mümkündür. Günde 3 porsiyon sebze, 2 porsiyon meyve, 6 porsiyon tahıl ve kurubaklagil yenerek lif ihtiyacı karşılanabilir. Normal sağlık koşullarında lifli besinleri sofranızdan eksik etmemeniz tavsiye edilir. Görüldüğü gibi canlılığın temeli, besinlerin alınması, sindirilmesi, hücrelere taşınması, solunumla alınan oksijen varlığında enerjiye dönüştürülmesi, küçük parçaların birleştirilerek yeni ve yıpranan hücrelerin yapılmasına dayanır. Bu olaylarda kısaca “metabolizma” deyimiyle açıklanır. Metabolizma; gıdaların alınmasından hücrelerde kullanımına kadar geçen süreçtir. İhtiyaç duyulan besin öğeleri, doğal olarak değişik besinlerin bünyelerinde farklı miktarlarda bulunur. Çok çeşitli olan yiyeceklerimizin bazıları enerji yönünden, bazıları protein ve bazılarıda vitamin yönünden zengindir. Bütün besinleri bir arada yememiz mümkün değildir. Bu yüzden besinleri, besleyici değerleri ve vücudumuza sağladıkları yarar bakımından 5 grupta topluyoruz. Bir grup altına sayılan yiyecekler birbirinin yerini tutar. Günlük beslenmemizde her gün her grubtan bir yada bir çok besini ihtiyacımız kadar tüketmeliyiz. Böyle yeterli ve dengeli beslenmiş oluruz.
Tabloda sıralanan ilk 4 grup temel besin öğelerini içerir. Üç ana öğünde her gruptan mevsime ve bütçeye uygun yiyecekler seçilmelidir. Özellikle mevsiminde yenilen sebze ve meyveler hem daha lezzetli, hem daha ucuz olur. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Vücudun yakıtı Karbonhidratlar
| Vücudun yakıtı : Karbonhidratlar |
| Karbonhidratlar günlük beslenmemizde sıkça yer verdiğimiz gıdalarda bulunur. Unlu gıdalar, tahıllar, kuru baklagiller ve ekmekte daha karmaşıktır. Basit karbonhidrat daha hızlı emilir ve kan şekerini ani yükseltir. Karmaşık karbonhidrat ise vücutta basit şeker haline dönüştükten sonra emilir. Bu nedenle kan şekerini daha hafif ve yavaş yükseltir. Vücut karbonhidratı enerji kaynağı olarak kullanır. Ancak %1 oranında kanda, karaciğerde ve kaslarda depo olarak bulundurur. Bu depo açlık halinde insanın günlük ihtiyacının yarısını karşılar. Daha sonra ise yağ ve protein depoları kulanılır. Beyin, sinir sistemi ve alyuvarlar normal koşullarda enerji kaynağı olarak yalnızca karbonhidratlardan glikozu (basit şeker) kullanır. Normal beslenmede enerji ihtiyacının %50-55`i karbonhidratlardan sağlanmalıdır. Enerji demek; hareket demek, çalışma demek ve hayatı normal bir şekilde sürdürebilmek demektir. Bu nedenle diyet yapanlardan hiçbir zaman karbonhidratlı yiyecekler aşırı kısılmaz. Ekmeği, tahıl ürünlerini, kuru baklagilleri hergün yaşımıza ve aktivitemize uygun olarak muhakkak tüketmeliyiz. 3 orta dilim ekmek hafif işte çalışanlar için yeterli olurken, ağır işte çalışanalar, hareketi fazla olanlar bunu 8 orta dilime kadar çıkarabilir. Pilav, makarna börek gibi unlu gıdaları aktivitesi daha az olanlar dikkatli tüketmelidir. Hergün 3-4 porsiyon gerek pişmiş, gerekse çiğ olarak sebzeler öğünlerimizde yer almalıdır. Meyveyide aşırıya kaçmadan, öğünlerde ve öğün aralarında yakalaşık yarım kilogram tüketebiliriz. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Vücudun hem dostu hem düşmanı Yağlar
| Vücudun hem dostu hem düşmanı : Yağlar |
| Yağ yaşam için gerekli temel bir besin öğesidir. Hayvansal ve bitkisel kaynaklıdır. Protein ve karbonhidrata göre iki kat fazla enerji verir. İhtiyaçtan fazla alınan yağ depolanır. Yetişkin bir insan vücudunda ortalama %18 yağ bulunur. Bu miktar, tam açlık halinde 2 ay yetebilecek enerji sağlar. Yağ metabolizmada önemli görevler yapar. Vücudun yapamadığı bazı elzem yağ asitlerini sağlar. Yağda eriyen vitaminlerin vücuda alınabilmesi için gereklidir. Vücut iç organlarını kaplayarak korur. Deri altı yağ tabakası da vücut ısısının kaybını önler. Yağ yemeklerin başlıca lezzet maddesidir. Hayvansal yağlar, katıdır yani doymuş yağlardır. Et, süt, yumurta, peynir içinde bulunur. Tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağıda hayvansal kaynaklı doymuş yağlardır. Sıvı yağlar ise bitkisel kaynaklı olup, tekli ve çoklu doymamış şeklindedir. Ayçiçeği, mısırözü, soya fasülyesi, pamuk tohumu çoklu doymamış yağ içerir. Zeytinyağı, fındık yağı, tavuk yağı ise tekli doymamış yağlardır. Bitkisel yağların doyurulmasıyla, margarinler yani bitkisel kaynaklı katı yağlar elde edilmektedir. Görüldüğü gibi çok çeşitli yağ bulunmaktadır. Alışkanlıklara, tavsiyelere veya sağlık sorunlarına bağlı olarak herkes kendine uygun yağı tüketebilir. Toplum geneline bakıldığında ise günlük enerjinin yağlardan gelen miktarı %45`e kadar çıkmaktadır. Sağlıklı beslenmede ise bu oran %25-30 olarak önerilmektedir. Yediğimiz yağ, elzem yağ asitlerini karşılayabilmeli (balık tüketimi, ve zeytinyağı tercihi söz konusudur) ve yağda eriyen vitaminleri taşıyacak kadar olmalıdır. Fazla tüketilen yağ şişmanlık, kalp damar hastalıkları, kanser riskinin artmasına sebep olur. Ölçülü bir yağ tüketebilmek için, kızartma türü yiyecekleri sıklıkla yemeyelim. Et, süt, yoğurt, peynir gibi yiyeceklerin az yağlı olanlarını tercih edelim. Sucuk, salam, sosis gibi şarküteri ürünlerini az, doymamış yağ içeriği yüksek ürünleri daha çok tüketelim. Sonuç olarak; günlük tüketimimizde, 1/3 oranında tekli doymamış, 1/3 oranında çoklu doymamış, 1/3 oranında da doymuş yağ tüketirsek sağlıklı bir beslenme gerçekleştirmiş oluruz. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Sebzelerin Yararları Nelerdir?
| Sebzelerin Yararları Nelerdir? |
| Sebze ve meyveler ne kadar çiğ ve taze yenirse faydaları da o kadar çok oluyor. Eski insanların sağlıklı ve uzun yaşamış olmalarının sebeplerinden biri de, yiyeceklerini çiğ yemiş olmaları. Sebze ve meyveyi az yiyenlerde çeşitli hastalıklar daha çok görülüyor ve bunlar cılız, boysuz, dayanıksız ve kısa ömürlü oluyor. Ispanak Ispanak, provitamin A, C vitaminleri, demir ve çeşitli enzimlerce çok zengin olup, bu maddeler, insanda bol kan yapıyor. Ispanak ayrıca, kemiklerin ve dişlerin sağlamlığını temin ediyor. Ispanak suyu, kalp adalelerini de kuvvetlendiriyor. Özel enzimi ile pekliği giderip bağırsak zehirlenmesini önlüyor. Kalp rahatsızlığı olanlara, haftada 1-2 fincan taze sıkılmış ıspanak suyu içmeleri öneriliyor. Uzmanlar, ıspanağın, karaciğeri, lenf bezlerini, kan dolaşımını uyardığını belirterek, hamilelere, `kanlı-canlı bir bebeğe sahip olmaları için` bol ıspanak yemelerini tavsiye ediyor. Fasulye Bezelye Sivri Biber Patlıcan Lahana Uzmanlar, sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamininin, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruduğunu, oralardaki yaraların iyileşmesini sağladığını da vurgulayarak, bu sebzenin, yaşlanmayı önleyici ve kalp krizine karşı koruyan bir mineral kabul edilen selenyumun kaynağı olduğunu hatırlatıyor. Uzmanlar, selenyumun ayrıca, sağlıklı görünüşlü bir cilt verdiğini ve erkeğin cinsel gücünü arttırdığını da belirtiyor. Karnıbahar Brokoli Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor. Pırasa Uzmanlar, pırasa yemeğinin, bağırsaklara yumuşaklık verip pekliği giderdiğini, hemoroidi olanlara da ferahlık sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, pırasa çorbasının, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş üre asidi ve ürat tuzlarını dışarı attığını ifade ediyor. Enginar Kereviz Semizotu Semizotunun, şeker hastalarının susuzluğunu azalttığını, şişmanlara kilo verdirdiğini belirten uzmanlar, semizotu, yeşil salata olarak yenirse faydasının fazla olduğunu ifade ediyor. Patates Patatesin mutlaka salata veya soğanla yenilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, patates, yağda kızarmış olarak yenmezse kilo aldırmadığını, şişmanlar ve şeker hastaları için iyi bir gıda olduğunu bildiriyor. Şeker hastalarının, ekmek yerine bol patates yiyebileceğini söyleyen uzmanlar, ancak potasyumun zayi olmaması için, patateslerin külde veya çift tabanlı tencerede pişirilmesi gerektiğini kaydediyor. Uzmanlara göre, patatesin yaklaşık yüzde 20`si karbonhidrat ve kalori değeri oldukça düşük. Bol B vitaminleri, C vitamini, protein, kalsiyum, demir ve fazla miktarda potasyum içeriyor. Orta boy bir patates, günlük C vitamini miktarının 1/3`ünü temin ediyor. Sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsakları, böbrekleri ve kanı temizliyor, kabızlığı önlüyor. Kansere karşı koruyor ve yorgunluğa karşı birebir. Domates Uzmanlar, domatesin damarları yumuşattığını, kanı durulttuğunu, üre miktarını düşürdüğünü, vücudu gençleştirdiğini belirterek, kalp, karaciğer, böbrek bozuklukları ve şekerliler için çok faydalı olduğunu ifade ediyor. Domatesin, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarını eriterek idrarla dışarı attığını, vücutta biriken suyu boşalttığını kaydediyor. Uzmanlar, kansere tutulmamak için domatesin iyi bir sebze olduğunu bildiriyor. Domatesin C ve E vitaminleri içerdiğini, zengin bir potasyum kaynağı olduğunu ve çok az miktarda tuz bulunduğunu söyleyen uzmanlar, yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ve vücudun su tutmasını engellediğini ifade ediyor. Domatesin hazmı kolaylaştırdığını, özellikle nişastalı yiyeceklerin (hamur işleri, kuru erzak) kolay sindirilmesini sağladığını vurgulayan uzmanlar, kabuk ve çekirdekleriyle bağırsakları harekete geçirdiğini ve pekliği giderdiğini belirtiyor. Soğan Uzmanlar, ağızda soğan kokusunu gidermek için yemekten sonra biraz ekmek kabuğu veya maydanoz çiğnenmesinin yeterli olduğunu söylüyor. Uzmanlar ayrıca, soğanın patateslerden ayrı, kuru, soğuk bir yere kaldırılması gerektiğini, çünkü soğan ve patatesin birbirini etkilediğini ve soğanın, patateslerden salınan nemle yumuşadığını hatırlatıyor. Sarımsak Uzmanlar, sarımsakta 2 kuvvetli antibiyotik, çok tesirli esanslar, bol iyot ve kükürt bulunduğunu ve insan sağlığında çok değerli vazife gördüğünü belirterek, “Damar sertliğini giderir, kanı durultur, kalbi kuvvetlendirir, bronşları dezenfekte eder, cilt hastalıklarını giderir ve kansere karşı korur” diyorlar. Uzmanlar, sarımsaklı yoğurdun, zehirlenmelere karşı insanı koruduğunu ve sarımsağın en ince damarları dahi temizleyerek oralara kan gitmesini sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, sarımsağın, bütün salgı bezlerini çalıştırmak ve vücudu zehirlerinden temizlemek suretiyle, genç ve dinç olmayı, uzun yaşamayı sağladığını kaydediyor. Havuç Mide ve bağırsak kanamalarında da havuç suyunun çok faydalı olduğunu ifade eden uzmanlar, havucun, özel şekeri, A vitamini ve bol vitaminleri ile karaciğeri kuvvetlendirdiğini, ona rahatsızlığında kendi kendini tamir imkanı verdiğini, vücuttaki üre asidi, ürat tuzları, benzeri yorgunluk maddelerini, diğer zehirleri idrarla dışarı attığını vurguluyor. Havucun, bol A vitamini ile cilde temizlik ve pembelik verdiğini ve gözlerin sıhhatli kalmasını sağladığını belirten uzmanlar, kalp rahatsızlığı ve damar sertliği olanlara havucun çok fayda verdiğini, her gün yenen bir havucun da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indirdiğini bildiriyor. Uzmanlar, havuçtaki beta-karotenin de gözleri, yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruduğunu ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini vurgulayarak, havuçların çiğ veya pişmiş olarak yenilirken asla soyulmaması gerektiğini, sadece temiz yıkamanın kafi olduğunu kaydediyor. Salatalık Salatalığın kendisi veya suyunun, cildi bir tonik kadar temizlediğini söyleyen uzmanlar, et yemeklerinin verdiği susuzluğu kestiğini kaydediyor. Salatalığın, sıcak bir havada iç ısısının dış ısıdan 20 derece daha düşük olduğu ve bu sebeple serinletici olarak yendiği bildiriliyor. Turp Maydanoz Marul Roka Tere Uzmanlar, terenin sinirleri dinlendirdiğini ve cinsel isteği arttırdığını belirterek, çiğ olarak, az miktarlarda yenilmesini tavsiye ediyor. Uzmanlar, fazlasının zarar verdiği uyarısında bulunmayı da ihmal etmiyor. Şalgam |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Her sabah bir bardak portakal suyu
| Her sabah bir bardak portakal suyu… |
| Uzmanlar, havaların soğumasıyla birlikte solunum yolu hastalıklarından korunmak için, bol C vitamini alınmasını önerdi. Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Türkan Merdol, enfeksiyonların sıklaştığı sonbahar ve kış aylarında, vücudun C vitamimine olan gereksiniminin arttığını söyledi. C vitamininin vücutta pek çok fonksiyonu bulunan önemli bir vitamin olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Merdol, “C vitamini vücutta yapılamadığından, mutlaka besinlerle dışarıdan alınmak zorundadır. C vitamini oksijen, ısı, ışık, metal ve benzerleri ile çok çabuk harap olur“ diye konuştu. Bu nedenle C vitamininin her gün taze sebze ve meyvelerden yeterince alınması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Merdol, bu vitamin konusunda en zengin kaynakların turunçgiller olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Merdol, günlük C vitamini ihtiyacının 50-70 miligram olduğunu, bir portakalda 90 miligram C vitamini bulunduğunu söyledi. Sigara içenlerde ve enfeksiyonlar sırasında C vitamini ihtiyacının yaklaşık 2 katına çıktığını ifade eden Prof. Dr. Merdol, sigara kullananların ve sık enfeksiyon geçirenlerin, daha fazla C vitamini almalarını önerdi. Prof. Dr. Merdol, soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonların vücuttaki C vitamini oranını önemli ölçüde düşürdüğünü, bu nedenle kış aylarında, özellikle enfeksiyon sırasında portakal, mandalina, limon, greyfurt gibi turunçgillerden her gün, mümkünse her öğün tüketmek gerektiğini belirtti. Öğünler arasında en önemlisinin sabah kahvaltısı olduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Merdol, kahvaltıda içilecek bir bardak portakal suyunun, güne dinamik başlamak için atılması gereken adımların başında geldiğini kaydetti. |
| Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr |
Beslenme ve reflü ilişkisi
Gastroösofagiyal reflü (GÖR) mide içinde bulunan yemek ve asitin yemek borusuna (Ösefagus) geri tepmesine verilen isimdir. Göğüste yanma yaptığı için halk arasında “göğüs yanması” olarak bilinir. Reflü ülkemizde ve tüm dünyada çok sık görülüyor. Endüstriyel, rafine gıdalar ile beslenenlerin en az %20’sinde reflü olduğu, hatta bu rakamın %50’leri geçtiği söyleniyor.
Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın yazdığı bu yazıda tedavisinde asit azaltan ilaçların kullanıldığı göğüs yanması (reflü) ve mide ekşimesi gibi şikayetlerin ilaçsız, sadece diyet ile nasıl düzelebildiğini öğreneceksiniz .
Beslenmenizi düzenleyerek reflü’nüzü (mide-göğüs yanması) nasıl düzeltirsiniz?
Gastroösofagiyal reflü (GÖR) mide içinde bulunan yemek ve asitin yemek borusuna (Ösefagus) geri tepmesine verilen isimdir. Göğüste yanma yaptığı için halk arasında “göğüs yanması” olarak bilinir. Reflü ülkemizde ve tüm dünyada çok sık görülmektedir. Endüstriyel, rafine gıdalar ile beslenenlerin en az %20’sinde reflü olduğu, hatta bu rakamın %50’leri geçtiği söylenmektedir.
Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun %20’sinde gastroözefageal reflü hastalığı saptanmıştır. Olguların çoğunluğunu şişmanlar, yaşlılar ve hamileler oluşturur. Diyafragma yarığı fıtığı (hiatal herni) reflüyü kolaylaştıran önemli, fakat çok sık olmayan bir reflü nedenidir.
Reflünün oluşum mekanizması
Hastalığın oluşmasını önlemek ya da var olanı geriletebilmek için önce reflünün nasıl meydana geldiğini öğrenmek gerekir.
Yemek borusunun alt ucunun mide ile birleştiği yerde da alt özefagus büzgeçi (sfinkter) denilen, kastan oluşmuş kapak benzeri bir yapı bulunur. Bu büzgeç yemek mideye inerken gevşer, mideden tekrar yukarıya çıkarsa büzüşür. Normalde yemek borusu yolu ile mideye inen yiyecek nadiren tekrar yemek borusuna döner. Bunun nedeni bu sırada yemek borusunun alt ucundaki büzgecin tekrar büzülmesidir. Yani bu büzgeç normal koşullarda sadece yutma işlevi sırasında açılır.
Reflüde yemek borusu alt büzgeçi kapalı olması gerektiği zaman gevşer ve mide içeriği yemek borusuna geri kaçar. Mide şişkinliği mevcut durumu azdırır. Geri kaçış nadiren bu büzgeçin tonusunun (belirli kasılma hali) yetersizliğine bağlıdır. Bu olay günün değişik saatlerinde sık sık meydana gelir (1).
Mide yüzeyini döşeyen hücreler midenin salgıladığı güçlü aside karşı dayanıklıdır. Halbuki yemek borusunun döşemesinin bu güçlü asitten korunacak bir özelliği yoktur. Uzun süre mide asidine maruz kalırsa burada iltihap gelişir; buna ösofajit denir. Ösofajit uzun erimde yemek borusu kanserine yol açabilir.
Her ne kadar mide asidinin reflü mekanizasında önemli rolü olsa da reflülü hastalarda mide asidi aşırı salgısı yoktur (2). Hatta birçok reflülü hastada (özellikle yaşlılarda) mide asit salgısı düşüktür (3). Bu nedenle asit azaltan ilaçların bu hastalarda kullanılması hazım sorunlarını daha da artırır.
Klinik belirtiler nelerdir?
Hasta reflüyü genellikle göğüs kemiğinin altında bir “yanma” ve ”baskı” olarak hisseder, bazen de bu yanma hissi boğaza doğru yansır. Yanma ve baskı tarzında olan bu yakınmalar yemekten sonra artar ve saatlerce sürebilir. Bazen ağza ekşi su da gelebilir. Astım, larenjit (ses kısıklığı), yutma güçlüğü görülebilir. Daha nadir olarak yukarda anlatıldığı gibi zatürreeye de yol açabilir.
Reflünün yan etkileri nelerdir?
Reflü tedavi edilmez ise yemek borusunda darlık ve kanamalara yol açabilir. Çocukluk çağı astımının üçte birinin altında reflü yatmaktadır.
Uzun süre asitli bir sıvı ile karşılaşan ösofagus mukozasında (sümüksü zarında) kanser öncesi bir takım değişiklikler görülebilir. Buna Barrett Özefagusu denir. Uzun süre reflüsü olan bir kişide yutma güçlüğü (disfaji), kanama, boğulma hissi, öksürük, ses kısıklığı ve kilo kaybı belirtiler ösefagus kanserini düşündürmelidir.
Nasıl teşhis konulur?
Hastanın şikayetleri iyi değerlendirilirse reflü teşhisi hiçbir laboratuar yöntemine başvurmadan genellikle rahat konulur. Altta yatan önemli bir anatomik neden düşünülürse aşağıdaki incelemeler yapılır.
1- Boyalı madde ile çekilen yemek borusu- mide – on iki parmak bağırsağı filmi
2- Gasroskopi: yemekborusu ve midenin fleksibl bir tüp ile doğrudan görüntülenmesi
3- Özefagus manometresi: Yemek borusu alt büzgeçinin basıncının incelenmesi
4- pH metre: Burundan çok ince fleksibl bir tüp yemek borusundan mideye gönderilerek buradaki basınçlar ve yukarı çıkan asit miktarı ölçülebilir.
Klasik reflü tedavisi
1. Mide asidini azaltan ilaçlar: Üç gruptur; anti asitler, H2 reseptör blokerleri ve proton pompa inhibitörleri
Asit azaltan ilaçlar grup olarak birçok ülkede en çok satan ilaçla arasında birinci ya da ikinci sıradadır. Her ne kadar aksini iddia edenler varsa da bu ilaçların hastalığı tedavi edici bir niteliği yoktur. Tıpta müthiş ilerlemeler olmasına, bir yığın modern mide ilaçlarının keşfine rağmen reflü şikayetlerin görüldüğü insanların sayısı azalmak bir tarafa roket hızı ile yükselmektedir!!
2. Prokinetik ilaçlar: Mide içindeki maddelerin bağırsağa daha hızlı geçmesini kolaylaştırırlar.
3. Eğer ilaç tedavisi ile hastaların şikayetleri geçmiyorsa ya da kanama, Barrett, darlık gibi komplikasyonlar varsa cerrahi yöntemlere başvurulur.
Diyet ve reflü
Şişman kişilerin çoğunda reflü ve mide şikayetleri vardır. Fazla yağlı yiyeceklerin reflüye neden olduğu ileri sürülmüştür. Fakat reflünün diyetteki yağ miktarına değil şişmanlıkla ilgisi olduğu gösterilmiştir (4).
Buna karşılık rafine (hızlı kana karışan) şekerlerin diyetteki fazlalığı ise reflüye neden olmaktadır. Yapılan bir araştırmada reflüsü olan hastaların diyetindeki glisemik endeksi yüksek gıdalar çıkartıldığında hastalık belirtilerinin bir hafta içerisinde düzeldiği gösterilmiştir (5).
Hatta bu çalışmaya katılan hastalar alkol, sigara, ve kahve gibi kötü alışkanlıklarına devam etmelerine rağmen reflü şikayetleri düzelmiştir. Bahsi geçen hastalar mide ilaçlarının tümünü kesmişlerdir.
Bizim gözlemlerimiz de aynı şekildedir. Düşük şekerli bir diyet olan “Taş devri diyeti”ni uygulayan kişilerin çok büyük bir bölümünde (neredeyse hepsinde) reflü birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolmaktadır. Düşük şekerli diyetin reflüyü nasıl azatlığının mekanizması iyi bilinmemektedir. Benim kişisel görüşüm şu şekildedir.
Un ve şekerden zengin gıda ile beslenenlerde insülin direnci ve buna bağlı reaktif hipoglisemiler (tepkisel kan şeker düşüklüğü) olmaktadır. Hipoglisemiyi düzeltmek için vücutta sempatik sistem uyarılmaktadır. Yemek borusunun alt ucunun kapanması parasempatik sinir sistemi ile ilgilidir. Hipoglisemi sonucu sempatik sinir sistemi aşırı uyarılınca yemek borusu alt büzgeçi yutma olmamasına rağmen açılır ve mide içindekiler geriye kaçar.
İlaçsız reflü tedavisi
Acil tedavinin ilk adımı günde 4 litre su içmektir. Yakınmalar azalınca bu iki litreye kadar azaltılabilir.
İkinci önemli adım rafine şekerlerin, un ve şekerden mamül gıdaların, belirgin bir şekilde azaltılmasıdır. Diyete ivegen belirtiler kaybolduktan sonra da devam edilmelidir.
Üçüncü önemli adım günde en az 3-4 diş kadar sarımsak yemektir. Sarımsak ezildikten sonraki ilk yarım saat içinde tüketilmelidir (saramsak haplarının etkisi azdır). Sarımsak helicobacter dahil mide-bağırsak kanalındaki bütün patojen (hastalık yapan) mikroorganizmaları etkisizleştirir. Bilindiği gibi helikobakter adı verilen bakteriler ülsere yol açmaktadırlar.
Zatürree-mide ilaçları
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre primer bakım merkezlerine başvuran 364,683 hastanın üzerinde yapılmış (6). Bu hastaların 5,551’inde primer pnömoni (zatürree) saptanmış. En az bir yıl asit salgısı azaltan ilaç kullanan kişilerde pnömoni sıklığı %2.45 iken, bu tip ilaçları kullanmayanlarda oran %0.6 olarak bulunmuş; yani dört kez daha az pnömoni olmuş.
Mide asidinin önemli işlevlerinden biri de yiyeceklerimiz ile aldığımız mikropları öldürmektir.
Yanı mide asidi bağışıklık sistemimizin en önemli üyelerinden biridir. Yukarıdaki sözü edilen çalışmada zatürreenin mide asidi azaltan ilaçları kullananlarda 4 kat fazla görülmesi bu konunun önemini daha da iyi vurgulamaktadır.
B12 vitamini-mide ilaçları
Mide asidinin azalması diyet ile alınan B12 vitamininin diyetsel proteinlerden ayrılmasını engeller. B12 vitamini eksikliği son yıllarda müthiş bir artış göstermektedir. Bunun temel nedenleri kırmızı et yeme yasağı ve mide ilaçlarıdır (7). B12 vitamini eksikliği kansızlığa, halsizliğe, konsantrasyon zaafına ve hatta bunamaya kadar varan ağır bulgulara yol açabilir.
B12 yetersizliğinden korunmak için asit azaltan ilaçlar kesilmeli ve C vitamini ya da diğer doğal asitli yiyeceklerden zengin bir diyet ile beslenilmelidir.
Mide ilaçları ve hazımsızlık
Mide ilaçları asit salgısını azalttığından ya da var olanı etkisizliştirdiğinden protein sindirimi büyük ölçüde bozulur. Bu durum sonucunda yeteri kadar sindirilmemiş protein parçacıkları kana geçer. Sonuçta bir yığın alerjik, enflamatuvar ya da otoimmün hastalık (Hoshimoto tiroidit, mültipl skleroz, romatoid artrit, lupus, ülseröz kolit, astım vb) gelişebilir.
Mide ilaçları ve minerallerin emilimi
Mide asidinin azalması diyet ile alınan kalsiyum ve demir gibi minerallerin emilimini de azaltır. Örneğin antiasitler fazla kalsiyum içermesine rağmen mide asitliğini azalttığı için iyi bir kalsiyum kaynağı değillerdir.
Kanser ve reflü ilaçları
Mide asidini azaltan ilaçların Barett ösefagusunu azaltması lazım geldiği varsayıldığına göre, son 15-20 yıldır yemek borusu kanserlerininin de azalmasını beklerdik. Halbuki bu dönem içinde ösefagus kanserleri 3-4 kat artmıştır !! (8-10)
Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD, Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
Sağlıklı beslenme tavsiyeleri
| Yaz aylarının başlaması ile artan hava sıcaklıkları birtakım sorunları da beraberinde getirmektedir. Artan hava sıcaklıkları sağlığımızı pek çok yönden etkilemektedir. Sıcak havalarla birlikte görülen rahatsızlıkların başında; güneş çarpmaları, gıda zehirlenmeleri ve sıvı kaybına bağlı rahatsızlıklar gelmektedir. Bu olumsuz etkilerin bir kısmından; yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilerek korunmak mümkündür.
Yaz aylarında beslenirken dikkat edilmesi gerekenler: Bebekler ve çocuklar sıvı kayıplarını ifade edemeyebilecekleri için anne- babaların dikkatli olması önemlidir. Yaz aylarında egzersiz ve spor yapılırken kış aylarına göre daha fazla sıvı kaybedileceği göz önüne alınarak yine sıvı tüketimine dikkat edilmesinde fayda vardır. * Günlük 3 ana öğün tüketilmesi ve öğün atlamamak önemlidir. Kahvaltı günün en önemli öğünü olup kahvaltıda şekersiz marmelatlar, az yağlı peynirler, içecek olarak süt, taze sıkılmış meyve suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Yeterli ve dengeli beslenmenin önemi unutulmamalıdır. Dört besin grubunda yer alan besinlerden imkanlar çerçevesinde her öğünde tüketilmelidir. Et, yumurta, kurubaklagil grubunda: et, tavuk, balık, yumurta ve nohut, kurufasulye, mercimek gibi kurubaklagiller ile bir avuç kadar fındık, ceviz vb. yağlı tohumlar , Süt ve süt ürünleri grubunda: süt, yoğurt, peynir ve ayran. Sebzeler ve meyveler ile ekmek ve tahıllar grubunda pirinç, bulgur, mısır, çorbalar, vb. besinler yer almaktadır. * Besinler pişirilirken ızgara, buğulama, haşlama yöntemleri tercih edilmelidir. * Enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir. * Yaz aylarında artan sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanmak ve günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketmek çok önemlidir. Başta kanser, kalp- damar hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları (kabızlık vb.) gibi birçok hastalığın önlenmesinde, kan şekerinin düzenlenmesinde sebze ve meyveler önemli rol oynamaktadır. Ayrıca sebze ve meyvelerde bulunan C vitamini antioksidan özellik göstermektedir. Örneğin; yeşil biber, maydanoz, çilek, erik gibi sebze ve meyvelerde bol miktarda C vitamini yer alır. Yumurta, süt ve süt ürünleri, kayısı gibi besinlerde bulunan A vitamini ve kurubaklagil, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlarda bulunan E vitamini yine antioksidan özellik göstermektedir ve yaz aylarında sıklıkla tüketilmelidir. Ayrıca sebze ve meyvelerdeki posa miktarının yüksek olması vücuttan zararlı maddelerin uzaklaştırılmasına ve kilo fazlası olanlarda kilo vermeye de yardımcı olur. * Özellikle yaz aylarında dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, sindirim rahatsızlıkları ve gıda zehirlenmelerine yol açabileceği göz önünde bulundurularak bunların tüketiminden kaçınılmalıdır. Sıcak havalarda besinlerin bozulma riski yüksektir. Özellikle et, süt ve sütlü ürünler potansiyel riske sahiptir. Yaz meyve ve sebzelerinin vücuda yararları nelerdir? Üzüm: Vücudu zararlı madde etkilerine karşı koruyan flavonoidleri içerir. |
| Kaynak: Sağlık Bakanlığı Uzman Heyeti |